7 Eylül 2010 Salı

Biz çekildiğimiz dağdan inmedik-Söyleşi: Surêdar


Doğanın boğmak istenen karar sesine bir itiraz: Sûredar
“Derler ki; ağaç ateşte yandığında, karınca ağacı bırakmaz, kaçmazmış. O da ağaçla birlikte yanarmış, zamanın birinde derler, ağaca ikrar vermiş karınca; ‘Beni kendinde sakla, ateşinde sakla, külünde…’ ”
Şiir ve müzik buluşması Suredar, raflardaki yerini aldı. Suredar sadece şiir ve müzik albümü değil; aynı zamanda karıncanın ve ağacın damarlarına bırakılan ateşe de bir isyan. Çok sayıda sanat insanının çıktığı kentin yetiştirdiği şair ve bir grup müzik insanının bir araya gelmesiyle, dağın, taşın ikrarını ifade eden kolektif bir ürün olarak ortaya çıktı Suredar. Ekip, şair ve yazar Mehmet Çetin’in yazdığı şiirlerin müzikle harmanlandığı albümlerini, “Dersim’de yapılan barajlarla doğanın boğmak istenen karar sesine bir itiraz” olarak tanımlıyor.
Albümün öyküsünü, sözleri yazan Çetin ile müzikleri yapan Umut Akar, Eyüp Hanoğlu ve Şahin Okay’dan dinledik.

24 Ağustos 2010 Salı

Yas Kitabı Dersim 38'i yazdılar: Mehmet Çetin

Önsöz yerine / Mehmet Çetin
“Cehennem, acı çektiğimiz yer değildir; acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir” diyen Hallac-ı Mansur, neredeyse bin yıl öncesinden Dêrsimlilerin, en azından son yüz yıldır yaşadığı derin yalnızlığı tanımlıyordu sanki.
Nitekim tespit edilebildiği kadarıyla ‘38’e kadar Dêrsim’e yüzü aşkın‘sefer’ düzenleniyor. (1) Yani sadece 20.Yy.’da Mazgerd, Qırgan, Qoçgiri, Pılemori, Qocan ve en sonunda da ’38 Jenosidi’ni yaşayan Dêrsim, zaman zaman vicdani tanıklık sunan kimi yaklaşımlar dışında, çektiği acılardan kimsenin pek söz etmediği bu cehennemi hep birbaşına yaşıyordu.

’38 Dêrsim Tertelesi hatırası kurşun, süngü veya sürgün yaralarıyla insanlar hala yaşıyor, muhatapları bunları kitaplar, dergiler, belgeseller, albümler, eylemlilikler yoluyla anlatmaya çalışıyor olsalar da, tuhaf bir şekilde duyulmazdan, görülmezden gelinen bu ‘trajedi’, CHP Grup Başkanvekili Onur Öymen’in ‘Kürt Açılımı’ dolayımıyla 10 Kasım 2009’da TBMM’de yaptığı konuşma(Ek:1) sonrasında, Kasım-Aralık 2009’da, yüzlerce makaleye konu oluyor, Dêrsim meselesi, yetmiş yılı aşkın bir suskunluğun ardından, önemli bir gündeme dönüşüyordu. Butün bu sefer ve katliamlar bugüne kadar, ‘eşkiyalık’, ‘asayiş’, ‘isyan’ gibi gerekçelerle meşrulaştırılmaya çalışılıyor, ‘kamuoyu’ vicdanından ses çıkmıyor, dahası ülkenin komünist partisi bile neredeyse devlet ile aynı gerekçelerle bu katliamları destekliyorken (2) nasıl oluyordu da birden böyle bir ‘vicdani tanıklık’ sunuluyor ya da ‘vicdan terennümü’ yapılıyor, ülkenin başbakanı dahi hem ‘Dêrsim’, hem de ‘Dêrsim Katliamı’ diyebiliyordu.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Yücel TUNCA / Mehmet ÇETİN: Söyleşi

Bir Yol Hali: Düşte Yitenler, Düşe Birikenler

-Mehmet Çetin:Yücel, kardeşim, bir söyleşi için geldiğinde tanışmıştın Piya Kolektifi ile; yola düşmenin daha ilk uğrağında. Aradan on yılı aşkın bir dünya zamanı geçmiş ve bu kez ben soruyorum sana; Döne’nin o muhteşem gülüşünü şimdi nerede aramalı?
-Yücel Tunca: Nostaljiyle çıkmıyorum yola. Öte yandan, özlem baki; onu da ayrı yere koyabilmek lazım. Piya, hiç abartmıyorum, bir aydınlanma süreciydi, benim için. Aklın, sürüp gidenle hesaplaşma olanağı yakaladığı, duvarlarımı mümkün olduğunca yıkıp, kendime ve yan yana durduklarıma bir aynadan bakabilme olanağıydı. Ayna değil belki, bir prizmaydı Piya. Hepimizi tayflarına ayırıyor, renklerimizi deşifre ediyordu. Asıl önemli kısmı, o renkleri dönüştürme çabasını desteklemesiydi. Değişime, yenilenmeye açık, bunu deneyen bir akıl ortaklığıydı Piya. (Sonuçsal başarının peşinde olmamayı da Piya’da öğrenmedim mi?) Ortaklaşılmış bir arayıştan ne kaldı geriye, diye bir soru sormuyorum. Piya Kolektifi’nde düşünülmüş, pişirilmiş, hazmedilmiş, hazmedilememişlerle varım bugün içinde bulunduğum tüm pratiklerde. Döne’nin o muhteşem gülüşüyle de, aklıyla da açıklayabilirim bugünkü beni. (Hala yapageldiğim hataların izleriyse saklı kalsın bende.) Galata Fotoğrafhanesi’ne, BabilPhotos’a, Fotoğraf Vakfı’na ya da İstanbul Fotoğraf Derneği’ne bakabiliriz bunu görmek için. Ortak aklın ve vicdanın yeniden örgütlenmeye çalışıldığı bu fotoğraf temalı alanlardaki buluşmalar, Piya pratiğinin temelleri üzerinden gelişmiyor mu?

11 Ağustos 2010 Çarşamba

mutsuzların da çirkini: mehmet çetin



 


 













 
mutsuzların da çirkini

bugün mutsuzların da çirkiniyim du'da

çünkü bir sarışının rüyamda gezdirdiği
bir tuhaf buldok kadar güzelim bugün
güz haliyim yaprak yaprak dökülmekte
anı silmekte yanıt vermekte aşk dileyip
hızla iç çekmekteyim eski sızılar içinde

çok mu derdindeyim defor'da öldürülenin
ki inceden inceye sürmenaj tehdidiyim de
unutmak istedim soğuktu ölüm, hadise bu
kilise bahçesi yalnızlığını unutup inanana
uzaklaşıyorum du'dan afrikanca suretimle

yine kırılmalar var gezindiğim fayhattında
ölenler var beşnoktasekiz sarsıntısında bile
akşama kanayanlar var geldiğim gezegende
ama bu canıcehenneme boşluğuma defolan
gelip de benimle çirkinleşen yok bu aynada

gidip kiminle konuşsam sanki kendimim de
alıp gezdiremiyorum hiç halka takıp buruna
evlerini bekleyen evlibarklı kekler gibi mi ne
kek pişirsem fırçalayıp dişlerimi terlik giysem
diner mi bu ayak sızılarım biter mi bu iççekiş

kavmim nerede benim kederimdi onlar kavlim
bulsalar beni alıp götürseler yine unutmak için
çalıp kâbusumdan çağırsalar beni rüyalarına
zencefil koklatsalar omzuma dokunurken ay
geçip güz güz sokağından bakarım ki heyvax

ben bugün mutsuzların da çirkiniyim du'da

mehmet çetin

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Yas kitabı-Dersim 38'i yazdılar: mehmet çetin

YAS KİTABI
Dersim 38’i Yazdılar

“’Cehennem acı çektiğimiz yer değildir; acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir’ diyen Hallac-ı Mansur,
neredeyse bin yıl öncesinden, Dérsimlilerin en azından son yüz yıldır yaşadığı derin yalnızlığı tanımlıyordu sanki”
diyordu M. Çetin, kitabın girişinde.

Hatırlanacağı üzre, 10 Kasım 2009’da Onur Öymen’in, TBMM’de yaptığı konuşmada, ‘Kürt Sorunu’nun
çözümüne dair ’38 Dersim Katliamı yöntemini önermesinin ardından, 70 yılı aşkın bir zaman sonrasında,
denilebilirse ilk kez bu kapsamda konuşulmuş, yazılmış, tartışılmıştı.

18 Temmuz 2010 Pazar

mehmet çetin: dêwrese nêçariye


dêwrese nêçariye

efendêm efendêm canım efendêm
vano dêwres, ma endi kam savaco
(...)

awazê theyr u thuri vazê dar u beri
amê têlewe, canê mı de ca gureto
vano dêwrese nêçariye ma savaco
weşiya xo dên cêno, decanê xo ra
ağuyo derkeno khulê ra hazar serio

vatena rae nexsê zerrê ni feqıri bo
vano dêwres, nıxka mê namê laci

kelê xo bıneno cao kê laco torno
herdisa se serriya vano çê adıri ra
qale qeredeşi mekê rê endi thaliâ
roê mê deceno kardia mıxenetiya
des u dı koyi de phepugê wanenê

sızdê va u puki, decê zav u zêçi
vano dêwres, roê mı de fetelino

ya dêwres camal nu sênê tecelio
zılmeto zerrê pi de laci vêsneno
vano sırdarê ni themburi lâlê ra
çê mı ra ame têare, vatê ni deci
zımê zımıstani de vanê çherexinê

(...)
efendêm efendêm canım efendêm
vano dêwres, ma endi ez savaco

guciga'07i, pulur

şiir: mehmet çetin
müzik: umut akar
Mehmet Çetin 'in 20 yıllık Kırmancki (Zazaca) şiirlerini okuduğu ve Umut Akar 'ın müziklerini yaptığı SUREDAR şiir albümü Kalan Müzik tarafından yayımlandı. Suredar'ın basın bülteni aşağıdadır.

İçeriğiyle, siir ve müzik olarak, kayıp seslerin izini süren Suredar, referanslarını Dêrsîm-Kırmanc geleneğinden alan bir anlatı albümüdür. Kırmancki (Zazaki/Dımılki) dilinin ve içinde yaşam bulduğu kültürün kayıp hafızasına, arkaik seslerine ulaşma çabası, gah sözle gah tınıyla kadim olanı duymaya, hatırlamaya ve bunu vesile kılarak hatırlatmaya dönüşüyor. Türkçe’de "ağacın kızıllığı ya da kızıl ağaç" anlamına gelen Suredar; yasaklamaların, yoksamaların, modern dünyanın kuşatmalarının içinde kaybolmaya yüz tutan bir dilin, kültürün ve varoluşun hafızalardan silinmek istenen engin okyanusuna bir damla iyimserlik taşıma çabasıdır.
Kollektif bir çalışmayla üç yılda ortaya çıkan albümün şiirleri hatırlama hatırlatma izleğini, sanat ve edebiyatın etik-estetik olanakları içinde doğanın aklından da beslenerek sürdüren Mehmet Çetin tarafından yazılıp okundu. Müzikleri ve düzenlemeleri ise; kadim ve orjin olana ulaşma çabasıyla "Raa Sure" adında kendine özgü bir akort düzeni ve çalım tekniğiyle yola düşüren Umut Akar tarafından yapıldı.

Bir ateşinin başında, eski bir söylenceden esinle başlayan albüm, sözü/anlatısı ve sound’uyla, dinleyiciyi; gerçek ile düş, geçmiş ile gelecek ve dün ile bugün arasındaki sınırların kalktığı bir iklim ve ruh haline sürüklüyor. Albüm boyunca bazen kederli bazen iyimser; gah bir ırmağın kenarında, gah bir dağın yamacında; yanık bir meşe ağacının kederini, yeşil bir yaprağın, börtü-böceğin sesini veya bir dervişin, bir kavmin çığlığını duyarsınız. Orada Suredar kolunuza girer ve sizi masalımsı bir dünyanın içinde dolaştırır.

www.suredar.com

mehmet çetin: çigan












çigan

adımız ki çiganmış her nasılsa
öyle kalsın esmer kalalım zaten
ruhun efendisi bedenimizin kölesi
rüyamızla, bir bir suçlarımızla yine
her nasılsak öyle karşılayalım geceyi

girelim yasak bahçeye öyle bilsin herkes
en arkaya tarayalım saçımızı ıslık eşliğinde
kayıp kıta atlantis’ten emanet bir kavim isek
çigan desinler yasak bahçede sofra kurmamıza
açalım öyleyse komşu dalları unutmadan açalım
çalalım öyleyse ravel’in bahçesinden gül çalalım

dalı ırmağa düşürelim dağı geceye güneşi aya
çalıp kendimizi vuralım hasretimiz her kıyıya
çigan dediler bize adımız çıkmış her nasılsa
çalalım çırpalım kendi darımıza duralım
detone olalım yargılasın bizi aryacılar
çerkes lavtası olalım kendi sesimize
sesimizden şarkısını çalsın herkes
her nasılsa sayılmışız çigana

vondelpark’ta biz iki saksağanız sanki
sekip duralım birbirimize kedilerimizle
bahar gelsin yaz gitsin güz günü yine biz
kış korkusu bilmeden ısınalım birbirimizde
ki nasılsa görmez bizi kimse bilmez kederi

sen çigan kal öyle ağacın da olurum ben
dalımda büyütürüm seni ay zamanına
yasak bahçende som ağular içmeye
boynunda gölgeler büyütmeye
gölgende çigan ile hatta
ölmeye, huşu ile..

mehmet çetin


Resim: PİNA BAUSCH TANZTHEATER