12 Temmuz 2011 Salı

Açlığın İçinden: Mehmet Çetin ile söyleşi: Halit Bostancı

Mehmet Çetin'le açlığın içinden söyleşi   

                                               25 temmuz..
Halit Bostancı: Nicedir sözettiğimiz söyleşiye ancak bugün başlıyoruz. Ve işte, yeni bir açlık direnişinin üçüncü günündeyiz. Birçok 'açlık'tan geldik bugüne. Tek tek bunlar üzerinde konuşacak değiliz. Bu söyleşi de şimdiki 'açlık'ın ne güncesi ne de tarihçesi olmayacak zaten. Belki kimi kesitler verebiliriz. Örneğin; yeni bir direniş sıcağının zindanları sarmaya başladığı günlerdeyiz.  Sağmalcılar, Malatya, biz.. derken, onuru ısrarla ayakta tutmanın, insanca yaşamanın ve gaspedilen kimi hakları geri almanın kavgası cezaevlerinde yeniden yükseliyor. Sorunlarımız aynı, ve doğallıkla çözüm için atılan adımlar da aynı.. Bu bağlamda, neden 'açlık', diye sormayacağım ama, bir sanatçı gözüyle bu 'açlık'ın anlamlılığı nedir, söze burdan başlasak, diyorum.

Mehmet Çetin: Açlığın anlamlılığı...
Ateşi ve kılıcı yetkinlikle kullanmış insanlık. Buna 'açlık'ı da eklemek gerek, diye düşünüyorum. Tarihin kanlı sayfalarının üstü kazındığında, bir tercih sonucu olarak değil ama, başka türlü başkaldırı yolları kalmadığında, insanların kendilerini açlık'la ortaya koyduklarını görürüz. İspanya.. İrlanda.. köylülerin tarlalarındaki kitlesel açlıkları ve ölümleri ve direniş... Çarlık otokrasisi zindanlarında açlığın başkaldırısı, Karagool Hapishanesi kadınlarının direnişi ve İrlanda zindanları, ve ölüm... Bu gibi tarihsel kesitlerde açlık kendini direniş olarak ifadelemiş.

iyiyim aslında


ömür, zaman çölü
sürekavında aşk seni bekler

görmedim diyemem: henüzdüm
aşka yaraşır bir ömürdü benimkisi
yaralı hayvanımla iz sürüp çölümde
vaha sandım kendimi iyiyim aslında
sen yürürsün tûba yürür gibi yürüyen
çölde yansa yaz kalbime solsa da güz
doğrulup aşktan bigüzel çirkin kaldım

ömür; zaman çölü
ağaç olur bozkır bekler

görmedim diyemem: üşürdüm
küle yaraşır bir ömürdü benimkisi
yangın çıkarmaktan geliyordum sanki
köz sanmalıyım kendimi iyiyim aslında
hayatla uzlaşmayan iç aynaydam uzanıp
gördüm çünkü dağ yollarında kayalaşan
sırrını araladım sysphous'un: bahtiyarım

ömür, zaman çölü
yaz ölünce nar saçılır güze

görmedim diyemem: üzgündüm
güze yaraşır bir ömürdü benimkisi
ki kopan her yaprakla çatlardı kalbim
nar sayabilirim kendimi iyiyim aslında
devrime yaz olmaktan geliyordum çünkü
akşam güneşini alıp göğsümün siper yerine
seyid'imin sözünden doğan kırmanç kaldım

ömür, zaman çölü
sen bakarsın ırmak akar

görmedim diyemem: ama uzatma
ölüme yaraşır bir ömürdü benimkisi
yarından bugüne bak işte yokmuş dün
uzatma sözü gelecekse gelsin çünkü gece
gelsin o tırpan ki düş gördü ömrüm: yaz
devrim gördü devrim oldu bu ömür, hey!
bak ki ırmak olup akmışım düşümle jazz

yaz: ömür, zaman çölü
görmedim diyemem: ama uzatma sözü
ölüme yaraşır ömürdü benimkisi, hepsi bu
düş sanmalıyım kendimi iyiyim aslında, iyi

mehmet çetin|ke ke me ce

Mehmet Çetin'le Diyarbakır ve edebiyat üzerine

Yitik kültürlerin izinde estetik ve vicdani tanıklık

Diyarbakır'da çok önemli, etki pratiği zaman içinde daha iyi görülecek buluşmalar gerçekleşiyor..

 ''Diyarbakır Edebiyat Günleri'' kapsamında düzenlenen çeşitli etkinliklere katılan  şair Mehmet Çetin, etkinlikler, sanat ve hayata dair sorularımızı yanıtladı. Etik ve estetik tutumuyla  edebiyat dünyasında farklı bir yerde duran şair, edebiyat ve sanat heyecanını coşkuyla paylaşan gençliğin  Diyarbakır'ın geleceğinin teminatı olduğunu ifade ediyor.

 ( -''Diyarbakır Edebiyat Günleri'' oldukça anlamlı bir kültür-sanat geleneği oluşturmaya aday gözüküyor. Bu yıl etkinlikler biraz daha geniş kapsamlı ele alınmış gibi görünüyor. )

 -Diyarbakır'a festivaller ve  ''Edebiyat Günleri'' dolayısıyla geliyorum. Son üç buçuk yıla yayılan bir gözlem sürecim var. Bu yıl özellikle daha iyimserim. Gecikerek söylüyorum. Çok önemli, etki pratiği zaman içinde daha iyi görülecek buluşmalar gerçekleşiyor Diyarbakır'da. Öncelikle bu buluşmalarda çalışan gönüllü gençler ve belediyeye teşekkürler. 90'ların başından itibaren soruna dair Türk edebiyatı ve diğer edebiyatlara dair ortaklaşabilecek etik-estetik tavırlara dair tartışageldiğimiz ancak ikna edemediğimiz  pek çok edebiyatçının burada buluşmalar içinde,  tartışmalar içinde şimdilik en azından vicdani gözükse de sonuçlarının daha kapsamlı etkiler üreteceğini düşündüğüm ikna oluşları en özel izlenimlerimden biri oldu. Bu ortaklaşmaların politikadaki pek çok açmaza  ve yetmeze en azından metaforik bir olanak sunacağını düşünüyorum.

( -Etkinlik programının içeriği ve konu başlıkları oldukça zengin. Çok farklı temalar, kültürel yapılar ele alınmaya çalışılmış. Bu düzeyde geniş bir perspektife sahip etkinlikler çok fazla olmuyor. Bu yanı ''Edebiyat Günleri''nin sanırım en önemli özelliği. )

-Çok fazla dolaşıyorum. Böyle kapsamlı buluşmayı  hem katılım hem konsept  hem de hakkaniyet anlamında  burası yapıyor. Bu yıl özelinde tarihten silinmek istenmiş bir tarihin izleri sürülüyor. Yaşadıkları topraklardan silinmiş kültürlere, halklara dair sunulan vicdani tanıklık Süryaniler, Ermeniler örneğinde  olduğu gibi son derece önemli. Yitik kültürlere dair bu estetik ve vicdani tanıklık, bu yılki edebiyat günlerinin kanımca en önemli  açılımlarından biri. Bunun yanı sıra Kürdi dillere dair yürütülen iç tartışmalar ve buluşmalar daha özel bir heyecanımız olarak not düşülebilir.

( -Programın konu başlıkları ve temaları açısından yetersizlikler göründü mü? )

-Bütün bu öneme, açılımlara gölge düşürmeden söylemem gereken bir şey de var.  O da program kurgusundaki kimi popiler sorunlardır. Hangi saiklerle ya da hangi ihtiyaca cevaben bunlar yapıldı bilmiyorum. Ancak konseptin hakkaniyetini inciten ödünler olarak görüyorum bunları. Bunu da bir katılımcının naçizane eleştirisi olarak kabul edin lütfen.

( -Yoğun bir çalışma programına sahip olduğunu biliyoruz, yeni çalışmalar var mı? )

Türkçeden ve kısmen Hollandacadan Kurmanciye kimi çeviriler sürüyor. Yirmi yıldır anadilimle yazıyorum ve ilk kez bunları bu yıl kitaplaştıracağım. Yine ''Aralık Şiirleri'' isimli dosya yayına hazır.

Özgür Gündem/cenk ağcabey

''DÖVÜŞKENLİKLE İNCELİĞİN KEŞİŞTİĞİ YERİ ARAMAK''


"Sonuçta gerçekleşen şu; kişi kendi firarını gerçekleştiriyor, önce bireysel düzlemde. Bu, esir düşmesine rağmen teslim olmayan insanın yaşama, direnme tavrıdır. Öncelikle budur. Çıkış noktasıdır. Sonrası da var. Sonrası bu firarın ustalıkla başarılmasıdır. Şimdi bu süreci yaşıyoruz.."Mehmet Çetin ''Cezaevi Edebiyatı'' nitelemesine karşı çıkıyor.

Mehmet Çetin / Füsun Öztürk Baysan |1989 yılı..

Mehmet Çetin 34 yaşında, Uluslararası PEN ve TYS üyesi bir şair. Şiirin yan ısıra düzyazı, tiyatro çalışmaları ve oyun yazma etkinliklerinde de bulunmuş. Çalışmaları yurt içinde ve dışında çeşitli dergilerde yayımlanmış. Rüzgâr ve Gül İklimi ilk şiir kitabı 1988'de yayımlandı. 1 Eylül 1981'de tutuklanan Çetin, 12 Eylül 1989'da Bursa Özel Tip Cezaevi'nden tahliye oldu. Geçtiğimiz Eylül ayında Birağızdan isimli ikinci şiir kitabı çıktı. Çetin bu kitapla 1988 Enver Gökçe Şiir Birincilik Ödülü'nü almıştı. 8. Tüyap Kitap Fuarı'nda söyleşi yaptığımız Mehmet Çetin, cezaevlerinin edebiyat bağlamında henüz yazılmadığını söylüyor. Cezaevlerinde müthiş birikmeler olduğunu söyleyen Çetin, cezaevlerinin yazılacağına inancını da ekliyor.

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Komünist bir önderin yaşamı: Mehmet Çetin-Ahmet Cihan

Belge Yayınları 12 Eylül karanlığının dağıtılmasına mütevazı bir katkı sunmayı amaçlayan yeni bir kitap yayımladı. Yazar Mehmet Çetin ve Ahmet Cihan’ın imzasını taşıyan “Süleyman Cihan, Komünist bir Önderin Yaşamı” adlı kitap ‘Süleyman Cihan’ anısına hazırlanmış. Kitap ayrıca 12 Eylül darbesinin kayıplarına, “imha edilmesi gereken komünistleri”ne dair tanıklık sunuyorlar.

12 Eylül darbesinden sonraki ‘sürek avı’nda, ‘vur emri’ ile takip edilen Süleyman Cihan da gözaltına alınıp katledilen devrimcilerden sadece biri. 30 yıl önce, yani 29 Temmuz 1981'de gözaltına alınan Süleyman Cihan'ın cesedi, ailesine bile teslim edilmemiş, ailesinden ve arkadaşlarından kaçırılarak kimsesizler mezarlığına gömülmüştü. Süleyman Cihan, devlete göre “imha edilmesi gereken bir komünist”ti! Ailesine 3 ay sonra söylenen ise “Süleyman Cihan'ın kendisini bir binadan aşağı attığı” yönündeydi. Devlet gözaltına almış, sorgulamış; sorgusunda ser verip sır vermeyen bir komünisti işkencede tezgâhında katletmişti.

Süleyman Cihan'ın yaşamı
Kitap özetle Süleyman Cihan'ın içine doğduğu sosyo-kültürel ortamı, aile çevresini, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını, aşklarını, dostluklarını, o yıllardaki sosyal ve kültürel faaliyetlerini, yakalanışını ve katledilişini içeriyor. Cihan'ın öldürülüşü ile ilgili soruşturma ve kovuşturmaya yer olmadığı yönündeki dosyalar da bu çalışmanın belgesel kanıtlarını oluşturuyor.
6 Mart Pazar günü Taxim Hill Hotel’de kitaba dair bilgilendirme yapan Çetin ve Cihan, kitaba dair “Bir 'kan davası' değildir ardında olunan; nice devrimci gibi, Süleyman Cihan'ın da hayatını adadığı 'adalet ve hakkaniyet' talebidir öncelikli olan” diyor.
kaynak: Serhat Boztaş

SÜLEYMAN CİHAN
KOMÜNİST BİR ÖNDERİN YAŞAMI
AHMET CİHAN
MEHMET ÇETİN
2. BASKI
2011
BİYOGRAFİ
336 sayfa
SATIŞ FİYATI: 20,00 TL
DVD eki var
www.suleymancihan.com

16 Şubat 2011 Çarşamba

KeKeMeCe: Mehmet Çetin


''KeKeMeCe'' M. Çetin'in altıncı şiir kitabı. ( Ağustos, 2000, Piya ). Daha ilk başta kitabın adı, dikkatleri kendi üzerine çekiyor. Bu adın Ahmet Telli'nin ''keko'' ve ''M.Çetin'' sözcüklerinden türettiğini öğreniyoruz: ''Etno hüzünler ve kekomeçe'' ( Kekomeçe, A. Telli ). Kitabın ilk şiiri, ''KeKeMeCe''yi bir yer ( bölge ) adı gibi duyumsatır: ''burası kekêmeçe ıssızlığı / kurederşi, dokuzyüzellibeş'' ( Yola Düş ). Gerçekteyse buranın tarihsel bir olgunun dile getirildiği bir yer olmadığını, fakat, şairin kendi doğum tarihini kullanarak, uzaklaştırma tekniğiyle şiirlerine bir başlangıç noktası oluşturduğunu fark ederiz. Bu başlangıç noktası şairinde içinde biçimlendiği bir coğrafyadır. Bu coğrafya çocuklarının, bildiğimiz gibi, asıl yarası iki dil arasında doğmanın
neden olduğu ''dil yarası''dır. KeKeMeCe'nin asıl içeriğini bu yara oluşturur:
''Çocuk, diller arasında unutulmuş
çığlıktı ki kekeme kaldı o günden
o güzden bu güne kalırım kekeme''
Bu içeriğin tek sözcükle kapakta somutlaşması bir raslantı değildir. Tekniksel kaynağını 
Nıetzsche'nin ''Şairin dili kekeme olmalıdır.'' sözünden alır. Kitap boyunca da kekemeliğin nedenlerini açıklayarak karşımıza çıkar. Şairin, Niçhe'nin sadece dil felsefesine değil, onun yaşam hakkındaki önerilerini de ( ve bilgi ermişleri olamıyorsanız, hiç değilse savaşçıları olun. Onlardır, bu ermişliğin yoldaşları ve müjdecileri.) kendine kılavuz edindiğini görüyoruz:

eşkâlin dağlara: mehmet çetin




















eşkâlin dağlara

eşkâlin dağlara yakıştı, adın çocuklara

estin içten sevdin narkırmızı döğüşken
aşkın hüzün ülkesi dedin sürgüne elbet
newroz ateşiyken akadaşımken ölürken
sevdiğimiz şarkılara birağızdan hasret
eşkâlin dağlara yakıştı, adın çocuklara

andımıza kaldı özün uçurumkuşlarıyla
gittin de mecranda bunca ırmağı hırçın
bunca yangınla akranlarını bu sevdayla
ölümyaralı yurdunun çağrısına bıraktın

eşkâlin dağlara yakıştı, kavgaya da adın

mehmet çetin

Bursa Özeltip Cezaevi, 1987