17 Temmuz 2011 Pazar

Tabuları Yıkmak mı: Mehmet Çetin

İÇERDEKİNİN NOTLARI | TABULARI YIKMAK MI

Mehmet Çetin

     1.
     Üçbuçuk milyon yıl öncesinin Homo habilis'i.. beşyüzbin yıl önce ateşten yararlanan, bir milyon yıl öncesinin Homo erctus'u.. ve üçyüzelli bin yıl öncesinin düşünmeye başlayan Homo sapiens'i.. kırkbin yıl kadar önce gözükmeye başlayan Homo sapiens sapiens'i.. sen düşünmeye başlayan insan; düşünmeye başladıkça, yaşamını ve doğayı bilinçle değiştirmeye, dönüştürmeye de başladın. Binlerce yılı bulan bu serivenin sahibi, bu insanal ve tarihsel kuruluşun mimarısın. Putlar da yaptın bu serüvende, yıkmasını da bildin. Yapmaya yıkmaya devam ederek bu tarihsel yürüyüşünü sürdürdün.Yıkıcılığın, yeni ve daha üst düzeyde bir kuruluşa, tarihsel-toplumsal ilerleyişe denk düşen anlamlılığa hazırlayıcı oldukça, gülüşün bir başka güzel oldu, sevdan bir başka güzel.. Kavgan, bilimsel düşünüşle içeriklendikçe, tabulara kafatutar oldun, ayaklandın, döğüştün, yenildin, yaranı sarıp yine sarsıcı zaferler elde ettin ve daha bir yenilmez oldun. Ancak, o aksayan yanından da tam olarak kurtulamadın; korku'lu, saygı'lı kaygılarla, yasaklı içerikle yeni yeni tabular oluşturmaya, yine kendi maddi-düşünsel üretimine, kendi eserine yabancılaşmaya, bunun sonucu olarak, kendi yaptığın putlara tapmaya son vermedin. Ve yenilgin, bu başkaldırıyı unuttuğun yerde başladı hep!

     Tanrılarını da kendine benzetmemezlik edemezdin.
     Söylencedir:

kanı susturun: mehmet çetin

kanı susturun

aşkınızdan artakalan yaralı hayvan. ben
dağlara sığınan göllerin sıkıntısıyla ahh
uyanıyor her gece çöl sesi duyuyorum
yurt diyorsunuz yurttaşlık ödevi mi ne
dağlara düşerken ateşböcekleri, ölüme
kaskatı bir çığlık gibi kırıyorum kendimi
ve yaralı son bir hayvan gibi soluyorum

yaralı hayvanca soluyorum ormanınızda
kanı susturun kanı susturun kanı sus..

günahına cehennem o kefende yanıyor
yurt lanetine sürgün bir dargın ırmak
kanıyor içine akıyor kendine kırgın
dağlara sığınan göllerin sıkıntısıyla
sual ediyor doğrulup söylemek istiyor
rüzgar kadar mı yıldızlar kuşlar kadar
unutmak isterdim nereli olduğumu unut

15 Temmuz 2011 Cuma

İLK ÇIĞLIĞINI ÜSTLENEMEYEN İNSANLIK: Mehmet Çetin

İÇERDEKİNİN NOTLARI

Mehmet Çetin


İlk çığlığını üstlenemeyen insanlık /Son gülümseyişini de koruyamaz!*


    ''Büyümek her yerde zordur.''


    Deniliyor, ABD'de başkent metrosu duvarlarına asılı panolarda, bir çocuk fotoğrafının yanıbaşındaki açıklamada. Konu Türkiye'deki insan hakları ihlalleri ve kampanyayı Uluslararası Af Örgütü sürdürüyor.


    ''Büyümek her yerde zordur. Ama Türkiye'de işkence haline gelebilir.'' Bunu duyduğumuzda, bizim için yeni bir şey olmadığını bilsek bile, irkiliyoruz. Ve anında bir çok şeyi, belki bir anda sıralanamayacak kadar çok yakıcılığı anımsıyoruz. Hayır, anımsamak değil bu, çünkü unutulmuş ya da artık geçmişte kalmış bir şey değil.. halâ ve ısrarla yaşanıyor olmasına karşın yine de geçmiş yıllara ait bir mektupta yazılanları anımsamadan ve paylaşmadan edemiyoruz;

14 Temmuz 2011 Perşembe

Şairin Seyir Defteri

Not: Birinci bölüm elimizde yok maalesef..

Şairin Seyir Defteri 2

     Hüseyin Kalkan: Mehmet Çetin iki dilde yazıyor. Kürtçe ve Tükçe. Ancak Türkçe yazılanları bütünü ile Türk edebiyatının içinde saymıyor. Beslenme kaynakları ve psikolojik iç bağlantıları dolayısıyla, bunları Kürt gerçeğinin bir parçası olduğunu söylüyor. Buna rağmen Kürtçe  yazmanın kendisi için olmazsa olmaz olduğunu vurguluyor. Anadilinde yazabilmek için cezaevinde 6 yıl gramer çalışmış. Çetin Kırmançki ( Zazaca ) şiirler yazıyor. Bunlardan birkaçını geçtiğimiz günlerde MED-TV'de okudu.


bêbextiyé 

piye mê tu oca dê zê jü koi merdayna xo bêpine
zê roca payızi zê varısé amnani ama şi omrê tu
qê khem nêbiye iştiriyane to ra xesreta to ocara
vana kê daa bêveso welêbıro bêqediro nu welat
e kê mano bewayır bêberbe serba bêbextiya mê

piye mê tu oca dê zê jü koi merdayna xo bêpine
kırmanciya xo bêpine ha gola dersima bêwayıré
ware xo bêpine veri koi dé hega u marabayna xo
xovıramekê tu anca koe muzır ra xızıré xo bêpine
veng u vac çino kê bêberbe serba bêbextiya mê

piye mê tu ocadê zê jü koi merdayna xo bêpine
tu zê tikma rezé tu zê koi berzi bêpine oca dê
milcıkane bırr bêpine cemé xo mezela qalki xo
e kê rıznaa seré sıma çe xo çe cirane xo bêpine
vılé xo çewtmeké zeré menci serba bêbextiya mê

piye mê tu oca dê zê jü koi merdayna xo bêpine

13 Temmuz 2011 Çarşamba

''ASMİN'' için yazılanlar: arşiv..

Dorukta açan çiçek

Kitap, ''Artık uçurum değiştiren bir çığlık oluyor asmin, ki; Asmin dediğimiz suçludur. Şimdi, vur emriyle aramaktadır kendisini'' cümlesiyle sona eriyor.

...latım.'' ''Bilemezdi çünkü masallarda, romanlarda  söylenceler ve öyküler ve şiirlerde yani insanoğlu elinin değdiği her yerde erkekler sürgüne, gurbete, serüvene, başka bir sevgiliye başka bir iklime, başka bir kente gider de beklemek hep insankızına düşerdi.'' ''Ölümyaralı, Asmin dediğimizdi/Çınar, bir yaprak daha'' dizeleriyle son bulan bu nefis öykü, neredeyse tek ve devasa cümlelik öykü, Mehmet Çetin'i anlatmak, tat alarak okumak adına, tek başına yeterli sanki. ''Aşkın coğrafyası hiçbir ölçekle açıklanamıyor haritalarda... aşkta olduğu kadar şiirde olduğu kadar koşuda da acemiyim, kendimceyim... Eksik sevdim, biliyorum. Ama kendimce sevdim açıklayamadım, kaçaktım.''

''Kararlıydım, öğrendim, korktum'' ve benzeri bıçaklar saplıyor Çetin, öykülerin durak yerlerinde. Asmin bir leitmotif. Sürekli var öykülerin satıraraları ve finallerinde, ''düşkırımı sonrasında, daha çocuktum... Anlayacaktı ki bir rehin ömrü yaşamaya devam edemezdim artık, katlanamazdım''.

özgeçmiş: mehmet çetin

|arşiv..|

      Son 7 yıla yaslanan şiirlerinin bir kısmını 'Rüzgar/Ve Gül İklimi' adlı kitabında toplayan Mehmet Çetin, kendisiyle yapılan bir söyleşide ''Neden Rüzgar Ve Gül İklimi?'' sorusuna;

     ''Rüzgar/Ve Gül İklimi; çünkü, hepimizindi o sürmanşet ölüm günleri.. ve hiç de serin bir rüzgar değil, ülkeye bir uçtan uca kül ve kan dağıtan..yangınlar büyüten.. yakan bir rüzgardı. Bu; terördü, işkenceydi, her türden insanlıkdışılıkla kuşatılmaktı. Ve elbet ki akmadıkça hükümsüzdü ırmak..tarihsiz kalırdı ömür..ve demek ki aslolan ölüm ve kül savuran rüzgar değil, bu koşullarda da elegeçmez meterislere yakışan 'Gül ve İklimi'ydi. Demek ki gün gelecek, rüzgar değişecek ve ülke gül iklime kavuşacaktı. Boyun eğmemek, döğüşmek bu kesinlikteydi. Direnen gül inceliği ve iklimi de böyle bir çağrı/tavır kesinliğini ifade etmek içindi belki.. ay da sadece kitaba adını veren şiir özelinden yola çıkarak diyebileceklerim kısaca bunlar. Ama açıktır ki bu konuda sözü pek uzun tutamam. İyisi mi dili döndükçe şiirin kendisi bunu anlatmaya çalışsın.'' diye bir açıklama getirdikten sonra, ''içerden firar eden bir edebiyat var. Nasıl bir edebiyat bu?'' sorusuna da şöyle bir yanıt getirmektedir:

     ''Elbet ki başkaldıran.. kuşatılmış ama buna karşı duran bir edebiyat bu!

12 Temmuz 2011 Salı

Açlığın İçinden: Mehmet Çetin ile söyleşi: Halit Bostancı

Mehmet Çetin'le açlığın içinden söyleşi   

                                               25 temmuz..
Halit Bostancı: Nicedir sözettiğimiz söyleşiye ancak bugün başlıyoruz. Ve işte, yeni bir açlık direnişinin üçüncü günündeyiz. Birçok 'açlık'tan geldik bugüne. Tek tek bunlar üzerinde konuşacak değiliz. Bu söyleşi de şimdiki 'açlık'ın ne güncesi ne de tarihçesi olmayacak zaten. Belki kimi kesitler verebiliriz. Örneğin; yeni bir direniş sıcağının zindanları sarmaya başladığı günlerdeyiz.  Sağmalcılar, Malatya, biz.. derken, onuru ısrarla ayakta tutmanın, insanca yaşamanın ve gaspedilen kimi hakları geri almanın kavgası cezaevlerinde yeniden yükseliyor. Sorunlarımız aynı, ve doğallıkla çözüm için atılan adımlar da aynı.. Bu bağlamda, neden 'açlık', diye sormayacağım ama, bir sanatçı gözüyle bu 'açlık'ın anlamlılığı nedir, söze burdan başlasak, diyorum.

Mehmet Çetin: Açlığın anlamlılığı...
Ateşi ve kılıcı yetkinlikle kullanmış insanlık. Buna 'açlık'ı da eklemek gerek, diye düşünüyorum. Tarihin kanlı sayfalarının üstü kazındığında, bir tercih sonucu olarak değil ama, başka türlü başkaldırı yolları kalmadığında, insanların kendilerini açlık'la ortaya koyduklarını görürüz. İspanya.. İrlanda.. köylülerin tarlalarındaki kitlesel açlıkları ve ölümleri ve direniş... Çarlık otokrasisi zindanlarında açlığın başkaldırısı, Karagool Hapishanesi kadınlarının direnişi ve İrlanda zindanları, ve ölüm... Bu gibi tarihsel kesitlerde açlık kendini direniş olarak ifadelemiş.