18 Temmuz 2011 Pazartesi

yalvarı: mehmet çetin

yalvarı

elimi şakağıma bırakır susarım sen konuşursan
hiç gücenmeden avuçlarına kapanır yalvarabilirim
babası içeri düşen bir çocuğun gözlerini anlatırsan

mehmet çetin /rüzgar ve gül iklimi

17 Temmuz 2011 Pazar

Şimdi Yeniden Başa Dönmenin Zamanıdır: Mehmet Çetin

Mehmet Çetin

     Ütopya ve İdeoloji

     Bu yazı, kimi tartışmalardan biriktirdiğim bir satırarası okumasıdır. Devrimcileşmenin ideolojik olanaklarına ve evrenine dair bir okuma pratiği olarak bu yazı ütopya ve ideoloji konulu bir tartışmanın kimi parametrelerine işaret ederken, yeni bir ontoloji bağlamında eleştiriye de gereksinim duymaktadır.

     Devrimcileşmenin ideolojik evreni ve olanaklarını böyle bir tartışmanın satırarsından başlığa çıkarmamın bendeki açıklaması şu; bugünün ontolojisi bağlamında ütopyacılıkla yıkıcı bir ideolojik hesaplaşmaya gidilmedikçe sözkonusu yoksunluğumuz da  sürecek gibi.. zihniyet ya da hissiyatlarımızın da yaşantıda/fiili toplumsallıkta maddileşen ve ideoloji üreten bir yanı var. Kendilerini 'ideal, mutluluğu mutlak bir altın çağ' için mücadeleye ayırmışların bugünü devrimcileştirmekte neden atıl kaldıklarını, bir tür dinsel vaadler manzumesine dönüşen gelecek vaadine endeksleniş ve ertelenmişliklerini, yaptıklarıyla da kendilerini 'feda' ettiklerini düşünmeleriyle gelen yıkımın altından neden kalkamadıklarını, kimi söylemleriyle sistemin proseslerinin içine nasıl sıkışıp kaldıklarını, ve sistemle böyle bir ideolojik hesaplaşmaya gidememe sonrası verili politik iktidara karşı olmakla devrimciliğin nasıl eşitlendiğini, zihniyet ya da hissiyattaki romantizmin 'somut pratikler'de nasıl kekemeleştiğini, son-uçta da insanın kendi düşünün inkarına nasıl yığılıp kaldığını görebilmek, bunun eleştirisini yapabilmek ve eleştiriyi kendinin devrimiyle yürütebilmek için, vb. pek çok açıdan böyle bir tartışmanın, ve bu anlamda yeniden başa dönmenin kaçınılmaz olduğu kanısındayım.

kolektif schizo-phrenia'ya çağrı: Mehmet Çetin















kolektif schizo-phrenia'ya çağrı

I.
sizden geçen bir ırmak cesedinin aktığı sesimle
konuşuyorum kekeme bir çocuğun
uzak ve kırık gülüşüyle:

sabaha çıkmazsam bu geceki serüvenimden
sebebimsin rüyamdaki gestapo pareballum

doğrul ve bak: buradayım. burası gece
ağlamış da susmuş gibiyim uzun
uzun bir ay önümsıra kırmızı
rüyamda. ölüm ise hep ardımsıra
burası gece: gecesi istiklal caddesi'nin

koş koşuştur ömrün çığlığıyım: burada

dış/gece: su kırılır dal kırılır dalga bile
dalga geçtiniz fotoğrafımla. ama niye
daha geceye çekilen yüzüm karanlık
yüzünüzden geri çekilen yüzümü
alır giderim kırılan ayna sesiyle
ağzımda bir kanlı mendil

Tabuları Yıkmak mı: Mehmet Çetin

İÇERDEKİNİN NOTLARI | TABULARI YIKMAK MI

Mehmet Çetin

     1.
     Üçbuçuk milyon yıl öncesinin Homo habilis'i.. beşyüzbin yıl önce ateşten yararlanan, bir milyon yıl öncesinin Homo erctus'u.. ve üçyüzelli bin yıl öncesinin düşünmeye başlayan Homo sapiens'i.. kırkbin yıl kadar önce gözükmeye başlayan Homo sapiens sapiens'i.. sen düşünmeye başlayan insan; düşünmeye başladıkça, yaşamını ve doğayı bilinçle değiştirmeye, dönüştürmeye de başladın. Binlerce yılı bulan bu serivenin sahibi, bu insanal ve tarihsel kuruluşun mimarısın. Putlar da yaptın bu serüvende, yıkmasını da bildin. Yapmaya yıkmaya devam ederek bu tarihsel yürüyüşünü sürdürdün.Yıkıcılığın, yeni ve daha üst düzeyde bir kuruluşa, tarihsel-toplumsal ilerleyişe denk düşen anlamlılığa hazırlayıcı oldukça, gülüşün bir başka güzel oldu, sevdan bir başka güzel.. Kavgan, bilimsel düşünüşle içeriklendikçe, tabulara kafatutar oldun, ayaklandın, döğüştün, yenildin, yaranı sarıp yine sarsıcı zaferler elde ettin ve daha bir yenilmez oldun. Ancak, o aksayan yanından da tam olarak kurtulamadın; korku'lu, saygı'lı kaygılarla, yasaklı içerikle yeni yeni tabular oluşturmaya, yine kendi maddi-düşünsel üretimine, kendi eserine yabancılaşmaya, bunun sonucu olarak, kendi yaptığın putlara tapmaya son vermedin. Ve yenilgin, bu başkaldırıyı unuttuğun yerde başladı hep!

     Tanrılarını da kendine benzetmemezlik edemezdin.
     Söylencedir:

kanı susturun: mehmet çetin

kanı susturun

aşkınızdan artakalan yaralı hayvan. ben
dağlara sığınan göllerin sıkıntısıyla ahh
uyanıyor her gece çöl sesi duyuyorum
yurt diyorsunuz yurttaşlık ödevi mi ne
dağlara düşerken ateşböcekleri, ölüme
kaskatı bir çığlık gibi kırıyorum kendimi
ve yaralı son bir hayvan gibi soluyorum

yaralı hayvanca soluyorum ormanınızda
kanı susturun kanı susturun kanı sus..

günahına cehennem o kefende yanıyor
yurt lanetine sürgün bir dargın ırmak
kanıyor içine akıyor kendine kırgın
dağlara sığınan göllerin sıkıntısıyla
sual ediyor doğrulup söylemek istiyor
rüzgar kadar mı yıldızlar kuşlar kadar
unutmak isterdim nereli olduğumu unut

15 Temmuz 2011 Cuma

İLK ÇIĞLIĞINI ÜSTLENEMEYEN İNSANLIK: Mehmet Çetin

İÇERDEKİNİN NOTLARI

Mehmet Çetin


İlk çığlığını üstlenemeyen insanlık /Son gülümseyişini de koruyamaz!*


    ''Büyümek her yerde zordur.''


    Deniliyor, ABD'de başkent metrosu duvarlarına asılı panolarda, bir çocuk fotoğrafının yanıbaşındaki açıklamada. Konu Türkiye'deki insan hakları ihlalleri ve kampanyayı Uluslararası Af Örgütü sürdürüyor.


    ''Büyümek her yerde zordur. Ama Türkiye'de işkence haline gelebilir.'' Bunu duyduğumuzda, bizim için yeni bir şey olmadığını bilsek bile, irkiliyoruz. Ve anında bir çok şeyi, belki bir anda sıralanamayacak kadar çok yakıcılığı anımsıyoruz. Hayır, anımsamak değil bu, çünkü unutulmuş ya da artık geçmişte kalmış bir şey değil.. halâ ve ısrarla yaşanıyor olmasına karşın yine de geçmiş yıllara ait bir mektupta yazılanları anımsamadan ve paylaşmadan edemiyoruz;

14 Temmuz 2011 Perşembe

Şairin Seyir Defteri

Not: Birinci bölüm elimizde yok maalesef..

Şairin Seyir Defteri 2

     Hüseyin Kalkan: Mehmet Çetin iki dilde yazıyor. Kürtçe ve Tükçe. Ancak Türkçe yazılanları bütünü ile Türk edebiyatının içinde saymıyor. Beslenme kaynakları ve psikolojik iç bağlantıları dolayısıyla, bunları Kürt gerçeğinin bir parçası olduğunu söylüyor. Buna rağmen Kürtçe  yazmanın kendisi için olmazsa olmaz olduğunu vurguluyor. Anadilinde yazabilmek için cezaevinde 6 yıl gramer çalışmış. Çetin Kırmançki ( Zazaca ) şiirler yazıyor. Bunlardan birkaçını geçtiğimiz günlerde MED-TV'de okudu.


bêbextiyé 

piye mê tu oca dê zê jü koi merdayna xo bêpine
zê roca payızi zê varısé amnani ama şi omrê tu
qê khem nêbiye iştiriyane to ra xesreta to ocara
vana kê daa bêveso welêbıro bêqediro nu welat
e kê mano bewayır bêberbe serba bêbextiya mê

piye mê tu oca dê zê jü koi merdayna xo bêpine
kırmanciya xo bêpine ha gola dersima bêwayıré
ware xo bêpine veri koi dé hega u marabayna xo
xovıramekê tu anca koe muzır ra xızıré xo bêpine
veng u vac çino kê bêberbe serba bêbextiya mê

piye mê tu ocadê zê jü koi merdayna xo bêpine
tu zê tikma rezé tu zê koi berzi bêpine oca dê
milcıkane bırr bêpine cemé xo mezela qalki xo
e kê rıznaa seré sıma çe xo çe cirane xo bêpine
vılé xo çewtmeké zeré menci serba bêbextiya mê

piye mê tu oca dê zê jü koi merdayna xo bêpine

13 Temmuz 2011 Çarşamba

''ASMİN'' için yazılanlar: arşiv..

Dorukta açan çiçek

Kitap, ''Artık uçurum değiştiren bir çığlık oluyor asmin, ki; Asmin dediğimiz suçludur. Şimdi, vur emriyle aramaktadır kendisini'' cümlesiyle sona eriyor.

...latım.'' ''Bilemezdi çünkü masallarda, romanlarda  söylenceler ve öyküler ve şiirlerde yani insanoğlu elinin değdiği her yerde erkekler sürgüne, gurbete, serüvene, başka bir sevgiliye başka bir iklime, başka bir kente gider de beklemek hep insankızına düşerdi.'' ''Ölümyaralı, Asmin dediğimizdi/Çınar, bir yaprak daha'' dizeleriyle son bulan bu nefis öykü, neredeyse tek ve devasa cümlelik öykü, Mehmet Çetin'i anlatmak, tat alarak okumak adına, tek başına yeterli sanki. ''Aşkın coğrafyası hiçbir ölçekle açıklanamıyor haritalarda... aşkta olduğu kadar şiirde olduğu kadar koşuda da acemiyim, kendimceyim... Eksik sevdim, biliyorum. Ama kendimce sevdim açıklayamadım, kaçaktım.''

''Kararlıydım, öğrendim, korktum'' ve benzeri bıçaklar saplıyor Çetin, öykülerin durak yerlerinde. Asmin bir leitmotif. Sürekli var öykülerin satıraraları ve finallerinde, ''düşkırımı sonrasında, daha çocuktum... Anlayacaktı ki bir rehin ömrü yaşamaya devam edemezdim artık, katlanamazdım''.

özgeçmiş: mehmet çetin

|arşiv..|

      Son 7 yıla yaslanan şiirlerinin bir kısmını 'Rüzgar/Ve Gül İklimi' adlı kitabında toplayan Mehmet Çetin, kendisiyle yapılan bir söyleşide ''Neden Rüzgar Ve Gül İklimi?'' sorusuna;

     ''Rüzgar/Ve Gül İklimi; çünkü, hepimizindi o sürmanşet ölüm günleri.. ve hiç de serin bir rüzgar değil, ülkeye bir uçtan uca kül ve kan dağıtan..yangınlar büyüten.. yakan bir rüzgardı. Bu; terördü, işkenceydi, her türden insanlıkdışılıkla kuşatılmaktı. Ve elbet ki akmadıkça hükümsüzdü ırmak..tarihsiz kalırdı ömür..ve demek ki aslolan ölüm ve kül savuran rüzgar değil, bu koşullarda da elegeçmez meterislere yakışan 'Gül ve İklimi'ydi. Demek ki gün gelecek, rüzgar değişecek ve ülke gül iklime kavuşacaktı. Boyun eğmemek, döğüşmek bu kesinlikteydi. Direnen gül inceliği ve iklimi de böyle bir çağrı/tavır kesinliğini ifade etmek içindi belki.. ay da sadece kitaba adını veren şiir özelinden yola çıkarak diyebileceklerim kısaca bunlar. Ama açıktır ki bu konuda sözü pek uzun tutamam. İyisi mi dili döndükçe şiirin kendisi bunu anlatmaya çalışsın.'' diye bir açıklama getirdikten sonra, ''içerden firar eden bir edebiyat var. Nasıl bir edebiyat bu?'' sorusuna da şöyle bir yanıt getirmektedir:

     ''Elbet ki başkaldıran.. kuşatılmış ama buna karşı duran bir edebiyat bu!

12 Temmuz 2011 Salı

Açlığın İçinden: Mehmet Çetin ile söyleşi: Halit Bostancı

Mehmet Çetin'le açlığın içinden söyleşi   

                                               25 temmuz..
Halit Bostancı: Nicedir sözettiğimiz söyleşiye ancak bugün başlıyoruz. Ve işte, yeni bir açlık direnişinin üçüncü günündeyiz. Birçok 'açlık'tan geldik bugüne. Tek tek bunlar üzerinde konuşacak değiliz. Bu söyleşi de şimdiki 'açlık'ın ne güncesi ne de tarihçesi olmayacak zaten. Belki kimi kesitler verebiliriz. Örneğin; yeni bir direniş sıcağının zindanları sarmaya başladığı günlerdeyiz.  Sağmalcılar, Malatya, biz.. derken, onuru ısrarla ayakta tutmanın, insanca yaşamanın ve gaspedilen kimi hakları geri almanın kavgası cezaevlerinde yeniden yükseliyor. Sorunlarımız aynı, ve doğallıkla çözüm için atılan adımlar da aynı.. Bu bağlamda, neden 'açlık', diye sormayacağım ama, bir sanatçı gözüyle bu 'açlık'ın anlamlılığı nedir, söze burdan başlasak, diyorum.

Mehmet Çetin: Açlığın anlamlılığı...
Ateşi ve kılıcı yetkinlikle kullanmış insanlık. Buna 'açlık'ı da eklemek gerek, diye düşünüyorum. Tarihin kanlı sayfalarının üstü kazındığında, bir tercih sonucu olarak değil ama, başka türlü başkaldırı yolları kalmadığında, insanların kendilerini açlık'la ortaya koyduklarını görürüz. İspanya.. İrlanda.. köylülerin tarlalarındaki kitlesel açlıkları ve ölümleri ve direniş... Çarlık otokrasisi zindanlarında açlığın başkaldırısı, Karagool Hapishanesi kadınlarının direnişi ve İrlanda zindanları, ve ölüm... Bu gibi tarihsel kesitlerde açlık kendini direniş olarak ifadelemiş.

iyiyim aslında


ömür, zaman çölü
sürekavında aşk seni bekler

görmedim diyemem: henüzdüm
aşka yaraşır bir ömürdü benimkisi
yaralı hayvanımla iz sürüp çölümde
vaha sandım kendimi iyiyim aslında
sen yürürsün tûba yürür gibi yürüyen
çölde yansa yaz kalbime solsa da güz
doğrulup aşktan bigüzel çirkin kaldım

ömür; zaman çölü
ağaç olur bozkır bekler

görmedim diyemem: üşürdüm
küle yaraşır bir ömürdü benimkisi
yangın çıkarmaktan geliyordum sanki
köz sanmalıyım kendimi iyiyim aslında
hayatla uzlaşmayan iç aynaydam uzanıp
gördüm çünkü dağ yollarında kayalaşan
sırrını araladım sysphous'un: bahtiyarım

ömür, zaman çölü
yaz ölünce nar saçılır güze

görmedim diyemem: üzgündüm
güze yaraşır bir ömürdü benimkisi
ki kopan her yaprakla çatlardı kalbim
nar sayabilirim kendimi iyiyim aslında
devrime yaz olmaktan geliyordum çünkü
akşam güneşini alıp göğsümün siper yerine
seyid'imin sözünden doğan kırmanç kaldım

ömür, zaman çölü
sen bakarsın ırmak akar

görmedim diyemem: ama uzatma
ölüme yaraşır bir ömürdü benimkisi
yarından bugüne bak işte yokmuş dün
uzatma sözü gelecekse gelsin çünkü gece
gelsin o tırpan ki düş gördü ömrüm: yaz
devrim gördü devrim oldu bu ömür, hey!
bak ki ırmak olup akmışım düşümle jazz

yaz: ömür, zaman çölü
görmedim diyemem: ama uzatma sözü
ölüme yaraşır ömürdü benimkisi, hepsi bu
düş sanmalıyım kendimi iyiyim aslında, iyi

mehmet çetin|ke ke me ce

Mehmet Çetin'le Diyarbakır ve edebiyat üzerine

Yitik kültürlerin izinde estetik ve vicdani tanıklık

Diyarbakır'da çok önemli, etki pratiği zaman içinde daha iyi görülecek buluşmalar gerçekleşiyor..

 ''Diyarbakır Edebiyat Günleri'' kapsamında düzenlenen çeşitli etkinliklere katılan  şair Mehmet Çetin, etkinlikler, sanat ve hayata dair sorularımızı yanıtladı. Etik ve estetik tutumuyla  edebiyat dünyasında farklı bir yerde duran şair, edebiyat ve sanat heyecanını coşkuyla paylaşan gençliğin  Diyarbakır'ın geleceğinin teminatı olduğunu ifade ediyor.

 ( -''Diyarbakır Edebiyat Günleri'' oldukça anlamlı bir kültür-sanat geleneği oluşturmaya aday gözüküyor. Bu yıl etkinlikler biraz daha geniş kapsamlı ele alınmış gibi görünüyor. )

 -Diyarbakır'a festivaller ve  ''Edebiyat Günleri'' dolayısıyla geliyorum. Son üç buçuk yıla yayılan bir gözlem sürecim var. Bu yıl özellikle daha iyimserim. Gecikerek söylüyorum. Çok önemli, etki pratiği zaman içinde daha iyi görülecek buluşmalar gerçekleşiyor Diyarbakır'da. Öncelikle bu buluşmalarda çalışan gönüllü gençler ve belediyeye teşekkürler. 90'ların başından itibaren soruna dair Türk edebiyatı ve diğer edebiyatlara dair ortaklaşabilecek etik-estetik tavırlara dair tartışageldiğimiz ancak ikna edemediğimiz  pek çok edebiyatçının burada buluşmalar içinde,  tartışmalar içinde şimdilik en azından vicdani gözükse de sonuçlarının daha kapsamlı etkiler üreteceğini düşündüğüm ikna oluşları en özel izlenimlerimden biri oldu. Bu ortaklaşmaların politikadaki pek çok açmaza  ve yetmeze en azından metaforik bir olanak sunacağını düşünüyorum.

( -Etkinlik programının içeriği ve konu başlıkları oldukça zengin. Çok farklı temalar, kültürel yapılar ele alınmaya çalışılmış. Bu düzeyde geniş bir perspektife sahip etkinlikler çok fazla olmuyor. Bu yanı ''Edebiyat Günleri''nin sanırım en önemli özelliği. )

-Çok fazla dolaşıyorum. Böyle kapsamlı buluşmayı  hem katılım hem konsept  hem de hakkaniyet anlamında  burası yapıyor. Bu yıl özelinde tarihten silinmek istenmiş bir tarihin izleri sürülüyor. Yaşadıkları topraklardan silinmiş kültürlere, halklara dair sunulan vicdani tanıklık Süryaniler, Ermeniler örneğinde  olduğu gibi son derece önemli. Yitik kültürlere dair bu estetik ve vicdani tanıklık, bu yılki edebiyat günlerinin kanımca en önemli  açılımlarından biri. Bunun yanı sıra Kürdi dillere dair yürütülen iç tartışmalar ve buluşmalar daha özel bir heyecanımız olarak not düşülebilir.

( -Programın konu başlıkları ve temaları açısından yetersizlikler göründü mü? )

-Bütün bu öneme, açılımlara gölge düşürmeden söylemem gereken bir şey de var.  O da program kurgusundaki kimi popiler sorunlardır. Hangi saiklerle ya da hangi ihtiyaca cevaben bunlar yapıldı bilmiyorum. Ancak konseptin hakkaniyetini inciten ödünler olarak görüyorum bunları. Bunu da bir katılımcının naçizane eleştirisi olarak kabul edin lütfen.

( -Yoğun bir çalışma programına sahip olduğunu biliyoruz, yeni çalışmalar var mı? )

Türkçeden ve kısmen Hollandacadan Kurmanciye kimi çeviriler sürüyor. Yirmi yıldır anadilimle yazıyorum ve ilk kez bunları bu yıl kitaplaştıracağım. Yine ''Aralık Şiirleri'' isimli dosya yayına hazır.

Özgür Gündem/cenk ağcabey

''DÖVÜŞKENLİKLE İNCELİĞİN KEŞİŞTİĞİ YERİ ARAMAK''


"Sonuçta gerçekleşen şu; kişi kendi firarını gerçekleştiriyor, önce bireysel düzlemde. Bu, esir düşmesine rağmen teslim olmayan insanın yaşama, direnme tavrıdır. Öncelikle budur. Çıkış noktasıdır. Sonrası da var. Sonrası bu firarın ustalıkla başarılmasıdır. Şimdi bu süreci yaşıyoruz.."Mehmet Çetin ''Cezaevi Edebiyatı'' nitelemesine karşı çıkıyor.

Mehmet Çetin / Füsun Öztürk Baysan |1989 yılı..

Mehmet Çetin 34 yaşında, Uluslararası PEN ve TYS üyesi bir şair. Şiirin yan ısıra düzyazı, tiyatro çalışmaları ve oyun yazma etkinliklerinde de bulunmuş. Çalışmaları yurt içinde ve dışında çeşitli dergilerde yayımlanmış. Rüzgâr ve Gül İklimi ilk şiir kitabı 1988'de yayımlandı. 1 Eylül 1981'de tutuklanan Çetin, 12 Eylül 1989'da Bursa Özel Tip Cezaevi'nden tahliye oldu. Geçtiğimiz Eylül ayında Birağızdan isimli ikinci şiir kitabı çıktı. Çetin bu kitapla 1988 Enver Gökçe Şiir Birincilik Ödülü'nü almıştı. 8. Tüyap Kitap Fuarı'nda söyleşi yaptığımız Mehmet Çetin, cezaevlerinin edebiyat bağlamında henüz yazılmadığını söylüyor. Cezaevlerinde müthiş birikmeler olduğunu söyleyen Çetin, cezaevlerinin yazılacağına inancını da ekliyor.

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Komünist bir önderin yaşamı: Mehmet Çetin-Ahmet Cihan

Belge Yayınları 12 Eylül karanlığının dağıtılmasına mütevazı bir katkı sunmayı amaçlayan yeni bir kitap yayımladı. Yazar Mehmet Çetin ve Ahmet Cihan’ın imzasını taşıyan “Süleyman Cihan, Komünist bir Önderin Yaşamı” adlı kitap ‘Süleyman Cihan’ anısına hazırlanmış. Kitap ayrıca 12 Eylül darbesinin kayıplarına, “imha edilmesi gereken komünistleri”ne dair tanıklık sunuyorlar.

12 Eylül darbesinden sonraki ‘sürek avı’nda, ‘vur emri’ ile takip edilen Süleyman Cihan da gözaltına alınıp katledilen devrimcilerden sadece biri. 30 yıl önce, yani 29 Temmuz 1981'de gözaltına alınan Süleyman Cihan'ın cesedi, ailesine bile teslim edilmemiş, ailesinden ve arkadaşlarından kaçırılarak kimsesizler mezarlığına gömülmüştü. Süleyman Cihan, devlete göre “imha edilmesi gereken bir komünist”ti! Ailesine 3 ay sonra söylenen ise “Süleyman Cihan'ın kendisini bir binadan aşağı attığı” yönündeydi. Devlet gözaltına almış, sorgulamış; sorgusunda ser verip sır vermeyen bir komünisti işkencede tezgâhında katletmişti.

Süleyman Cihan'ın yaşamı
Kitap özetle Süleyman Cihan'ın içine doğduğu sosyo-kültürel ortamı, aile çevresini, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını, aşklarını, dostluklarını, o yıllardaki sosyal ve kültürel faaliyetlerini, yakalanışını ve katledilişini içeriyor. Cihan'ın öldürülüşü ile ilgili soruşturma ve kovuşturmaya yer olmadığı yönündeki dosyalar da bu çalışmanın belgesel kanıtlarını oluşturuyor.
6 Mart Pazar günü Taxim Hill Hotel’de kitaba dair bilgilendirme yapan Çetin ve Cihan, kitaba dair “Bir 'kan davası' değildir ardında olunan; nice devrimci gibi, Süleyman Cihan'ın da hayatını adadığı 'adalet ve hakkaniyet' talebidir öncelikli olan” diyor.
kaynak: Serhat Boztaş

SÜLEYMAN CİHAN
KOMÜNİST BİR ÖNDERİN YAŞAMI
AHMET CİHAN
MEHMET ÇETİN
2. BASKI
2011
BİYOGRAFİ
336 sayfa
SATIŞ FİYATI: 20,00 TL
DVD eki var
www.suleymancihan.com

16 Şubat 2011 Çarşamba

KeKeMeCe: Mehmet Çetin


''KeKeMeCe'' M. Çetin'in altıncı şiir kitabı. ( Ağustos, 2000, Piya ). Daha ilk başta kitabın adı, dikkatleri kendi üzerine çekiyor. Bu adın Ahmet Telli'nin ''keko'' ve ''M.Çetin'' sözcüklerinden türettiğini öğreniyoruz: ''Etno hüzünler ve kekomeçe'' ( Kekomeçe, A. Telli ). Kitabın ilk şiiri, ''KeKeMeCe''yi bir yer ( bölge ) adı gibi duyumsatır: ''burası kekêmeçe ıssızlığı / kurederşi, dokuzyüzellibeş'' ( Yola Düş ). Gerçekteyse buranın tarihsel bir olgunun dile getirildiği bir yer olmadığını, fakat, şairin kendi doğum tarihini kullanarak, uzaklaştırma tekniğiyle şiirlerine bir başlangıç noktası oluşturduğunu fark ederiz. Bu başlangıç noktası şairinde içinde biçimlendiği bir coğrafyadır. Bu coğrafya çocuklarının, bildiğimiz gibi, asıl yarası iki dil arasında doğmanın
neden olduğu ''dil yarası''dır. KeKeMeCe'nin asıl içeriğini bu yara oluşturur:
''Çocuk, diller arasında unutulmuş
çığlıktı ki kekeme kaldı o günden
o güzden bu güne kalırım kekeme''
Bu içeriğin tek sözcükle kapakta somutlaşması bir raslantı değildir. Tekniksel kaynağını 
Nıetzsche'nin ''Şairin dili kekeme olmalıdır.'' sözünden alır. Kitap boyunca da kekemeliğin nedenlerini açıklayarak karşımıza çıkar. Şairin, Niçhe'nin sadece dil felsefesine değil, onun yaşam hakkındaki önerilerini de ( ve bilgi ermişleri olamıyorsanız, hiç değilse savaşçıları olun. Onlardır, bu ermişliğin yoldaşları ve müjdecileri.) kendine kılavuz edindiğini görüyoruz:

eşkâlin dağlara: mehmet çetin




















eşkâlin dağlara

eşkâlin dağlara yakıştı, adın çocuklara

estin içten sevdin narkırmızı döğüşken
aşkın hüzün ülkesi dedin sürgüne elbet
newroz ateşiyken akadaşımken ölürken
sevdiğimiz şarkılara birağızdan hasret
eşkâlin dağlara yakıştı, adın çocuklara

andımıza kaldı özün uçurumkuşlarıyla
gittin de mecranda bunca ırmağı hırçın
bunca yangınla akranlarını bu sevdayla
ölümyaralı yurdunun çağrısına bıraktın

eşkâlin dağlara yakıştı, kavgaya da adın

mehmet çetin

Bursa Özeltip Cezaevi, 1987