5 Aralık 2018 Çarşamba

ÖMRÜMDE YILLAR KADAR YAR SEVDİM: Mehmet Çetin

S.Ali'in sayfa sayfa -ve hayli farklı- hikayelerden oluşan bu yaşayış/tanıklıklarının okura sunulmsı kuşkusuz ki anlamlı.. ya, kimi soruları da başlığa çıkar mıyor mu bu çalışma.. kabul; bu sayfalar sere serpe bir içtenlik, gülümseyiş ya da ansız bir gözyaşı sağnağı gibi, insanın en dolaysız yüzüyle yüz yüze getiriyor bizi.. ne ki, bu sırada bir tedirginliğin oluşmaya başladığı da yadsınamıyor, bu mektuplar gerçekten yayınlanmalı mıydı.. hepsi mi..    

     Her şeyin başı yaşamak dedi, içeriden seslenirken: Kim bilir dışarısı nasıldır, dedi iççekiş gibi bir İstanbul özlemiyle; Köprüde ıslak kaldırımlarda kadın iskarpinleri sekiyordur... Yağmurun sisi altında şirket vapurları siyah dumanlar çıkarıyordur. Ve herhalde meydanlardaki çukurları bej rengi sular doldurmaktadır. Ah, dışarısı kimbilir nasıldır... dedi tutsağın yaşama tutkusuyla, ve bu duruş biçimiyle tanımladı yaşamını, aşkla..
     Yaşamı insanın aşkhaliydi..

1 Temmuz 2017 Cumartesi

"ve ölüm daha büyük ve daha kırmızı olur gülden / ve sığmaz her mezara"


"Yılmaz Güney Öldü"

ylmazgneykltrvesanatfestivali52.jpg
-diye bağırıyordu gazete satıcısı çocuk.
Şehiriçi belediye otobüsü durağa vardığında, açılan kapıyla birlikte kaldırımda gazete satan çocuğun canhıraş çığlığını duyuyorum ilkin. Ankara'ya henüz iniyordu güz, Ulus'tayız. Saflarına katıldığım bir iyimserlikle, gideceğim toplantıyı düşünüyorken, gazete satıcısı çocuğun çığlığı yolumdan çeviriyor beni. Büyük bir şaşkınlık ve acıyla otobüsten iniyor, çocuğun sattığı gazeteyi alıyorum. Yerel bir gazete bu ve bu tür gazetelerin asparagasına çok yabancı değilsem de, çocuğun çığlığı, gazetenin manşeti çok inandırıcı sanki:
-Yılmaz Güney Öldü!

Bütün inanmama çabama karşın Yılmaz Güney'in 'öldüğü' haberi çok sarsıcı geliyor bana o an ama az sonra gazetedeki haberden anlıyorum ki, 'mecaz' yapılmış; 'o çirkin kralsa ben de buraların kralıyım' diyen Yumurtalık ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürdüğü gerekçesiyle tutuklanan Yılmaz Güney'in 'sanat hayatı' bittiği kastedilmiş, bunun için de 'Yılmaz Güney Öldü' manşeti atılmışmış!
(…)

19 Mayıs 2017 Cuma

İBRAHİM KAYPAKKAYA

Komprador Büyük Burjuvazi ve Toprak Ağaları Kurtuluş Savaşından Sonra Esaslı İki Siyasi Kampa Bölünmüştür. Kemalist Diktatörlük, Bu Kamplardan Birinin Menfaatlerini Temsil Etmektedir:

O yıllarda hakim sınıflar arasındaki esaslı iki siyasi kamp, şu unsurlardan teşekkül ediyordu: Bir yanda, emperyalizmle işbirliğine girişen ve bu işbirliğini gittikçe artıran yeni Türk burjuvazisi, eski komprador büyük burjuvazinin bir kısmı, ağaların ve büyük toprak sahiplerinin bir kısmı, memurların ve aydınların en üst ve imtiyazlı tabakaları. Öte yanda, henüz tamamen tasfiye edilemeyen komprador burjuvazinin diğer bir kısmı, ağaların ve büyük toprak sahiplerinin başka bir kesimi, feodalizmin ve Sultanlığın ideolojik dayanakları olan din adamları, eski ulema sınıfı artıkları. Hangi toprak ağalarının hangi menfaat hesaplarıyla şu veya bu tarafta yer aldıklarını bilmiyoruz. Bu, ayrı ve etraflı bir araştırmayı gerektirir. Üzerinde durduğumuz konu açısından bunun zaten pek önemi yoktur. Önemli olan ve tartışılmayacak kadar açık olan gerçek şudur ki, toprak ağalarının bir kesimi Kemalist iktidara ortakken, bu iktidarda söz ve nüfuz sahibi iken, diğer bir kesimi Kemalist iktidarın karşısındadır.

16 Nisan 2017 Pazar

Kendimi Nasıl Öldürebilirim

     Gayrettepe
     1. şube.
     Giriş kattan sola döndükten sonra kapıların bulunduğu koridor; çığlıkların, inlemelerin, yalvarıların, yaltaklanmaların, ihanetlerin, tüm bunlarla birlikte yiğitçe, onurla direnenlerin sesleri kapalı kapıları kırıyor, koridora oradan sis altındaki İstanbul sokaklarında yayılıyordu.
     Sorgu odalarının karşısında bir duvarın ayırdığı iki tecrit odası vardı. Duvar deliğinden geçirilen bir zincir duvarın iki yanındaki tutuklunun kollarına, kollar havada kalacak biçimde bağlanıyordu.
     Tecritte, on iki kişi kadardık. Bazılarımızı kalorifer borularına bazılarımızı ise masa bacaklarına kelepçelemişlerdi.

     Biz sürekli tecritteydik. Bizim dışımızda işkence için aşağıdan, hücrelerden getirilenleri de tekrar aşağıdaki hücrelere götürene kadar tecritte tutuyorlardı.
     Beni, bana yapılanlardan çok, hücreden getirilenlerin bütün gün süren çığlıkları ve inlemelerini dinlemek perişan ediyordu.
     Gözlerimiz, gece gündüz bağlaydı. Fakat orada kaldığımdan beri öyle bir ustalık kazanmıştım ki, gözbağımı rahatça gözlerimden kaydırabiliyor, yine aynı rahatlıkla hiç elimi kullanmadan istediğim gibi yerine oturtabiliyordum.
     Bundan öte, sorguya alınanlara neler yaptıklarını, hangi soruları sorduklarını sorguya alınanların ne karşılık verdiklerini onların yanındaymışım gibi yaşıyordum. Bilinç, hayal duvarını eritiyor, beni, işkencecilerin ve kurbanlarının bulunduğu odaya çekiyordu. Oradaymışım gibi yaşama, hissetme, duyum gelişmişti; Bir çığlık, bir inleme, bir iç çekme her şeyi açıklıyordu.

3 Ağustos 2016 Çarşamba

yeraltı ırmakları: mehmet çetin

                                                                                                didar şensoy hatırasına
(...)

X.
işte, en yenilgisiz yerinde alınlarının
çocuklarımızı öldürtmeyeceğiz çağrısı
çığlığımıza yüreklerini ödeyen anaların


bildirgesi ve eşkâli birağızdan şarkılaşan
sevgi armağanı cesaret akışı ırmağımız
meclis önlerinde kanatılan o yaramız
son söz görkemini yitirmedi ağzında
serbest bırakılmazsa çocuklarımız
ancak ölümü alırsınız burdan
diyen sesimiz
ateşkessizliğimiz 
eylemince akmaktır bu ırmak
konuş, bayrak açtı saflara sesin
yenilgiye hayır diyen gözbebeğimiz
aşkın sonsuzluğuna savurduğun ki o
eline yakışan mızrak olan şu kalbimiz
bulur anadenizini ardınsıra ırmaklaşarak

28 Temmuz 2016 Perşembe

zamanı gördüm: mehmet çetin

I.
belki rüya idi gece
uyanıp sonra bağırdı meczup
gördüm dedi: zaman, kâtil idi

belki de rastlantı idi bir çift göz
zamanı gördüm derken im büro'da
timon'un bahçesindeki incir ağacına
asılı idi meleklerin suretinde gezinen

gördüm: güze yürüyen beden içinde
portakal çiçekleri idi açılan bir çift göz
gibi iki okyanus idi yan yana öyle derin
masalının yenilgisinde açan bir çift lotus
gibi gören kalbini insanın, öylesine serin
göz vermeyesin tanrım dedi söz, gecesine
yürüyen yüzüne yaşlanan zamanı  gördüm

13 Mart 2016 Pazar

aşkının yaşındayım

frezya şarkısı bir devrimi sevdim ben
alıp sesimi serdim mavisine birdenbire

dış/gece: bir aşk için anakara şimdi ankara
kargüneşi altında küçük bir sevgili şimdi

sen. küçücük mavi ve baktıkça yüzüme

bişey oluyor sanki kırçiçeği esmerliğine
bir ırmak kopuyor dağından bir yaprak
dalından
akıyor sana kalbim düşüyor sana kalbim
bir şeyler oluyor mavi. sanki sevdim ben
frezya kokulu bir devrimi ay koksun mavi

iç/gece: ay koksun mavi sertab’ın rüya’sını
özlerken biz ankara'da: ürkek küçük sevgili 
tedirgin sevdi mi sevecek mi arada üçüncü
şahsın şiiri mi geçzaman çocuk zamanların
sevişmesi mi arada nedense o mahur şarkı
şimdi mahsur bir susuş gibi ağız kıyısında