göçer çadırı kan yeri bu güz vakti
uykusuz dağları saran kederli izler
konuğun bir su damlası, yaylanıza sığınmış
sayrıdır, sayıklar sevdiğini elleri tetik
aşk vakti
sürgünler senden kimlik edindi delalım
şafaktır, uyandır soykırım tarihinden
yüreğini; o yaralarını kızlarını oğullarını
ufukları gözle, ekmek ve tuz koy çantaya
yol vakti
artık uyandır tarihi bu soykırım sağnağından
çağır türküleri menekşe etekli dağlardan
dağılsınlar direnmenin safına, ışkınlar boy versin
delalım, bu konuğun gülüşünden der yarını
tan vakti
Mehmet Çetin
Not: Bu şiir, Temmuz - Ağustos 1987 Yıl-Sayı Gerçek Sanat Dergisi'nde yayınlanmış. Biz de dergiyi karıştırırken denk geldik.
19 Aralık 2013 Perşembe
10 Aralık 2013 Salı
Ütopiya için sunu
Mevsimlik hayat bilgisi kitabı olarak ütopiya, öncelikle onu yayıma hazırlayanların kendileriyle ve benzerleriyle buluşma aracı olarak özleniyor. bu özlem, içine doğulan tarihsel kuşatma koşullarında daha da koyulaşıyor.
egemenlikçi ideolojiler ve yaşam biçimleri, örgütlenmelerden ve kendisinden çözülmüş bireyi teslim almakla kalmıyor, onu kendisinin bir üreticisi haline getiriyor. sistem, bütün olanaklarını kullanarak kendi sunumu dışında bir seçeneğe yaşam hakkı tanımıyor. böylesi saldırılar karşısında ütopiya öncelikle, anlamaya çalıştığı süreçte biriktirilenleri paylaşmak, ortak eleştirinin nesnesi kılmak ve içinde durduğumuz tarihsel/toplumsal/bireysel koşulları anlama ve -olanaklı oldukça- yeniden anlamlandırma çabası olarak tartışma alanında olmak istiyor.
ütopiya, kendisini neye karşı örgütlemek istiyor? verilmiş, öğretilmiş ve dahası dayatılmış ‘hayat bilgisi’ne karşı; onun sistem olarak örgütlenişine, ideolojik hegemonyasına, ritüellerine, sembollerine, estetiğine, politikasına ve politika yapma biçimine, yeryüzünü tutsak aldığı tüketim ideolojisine, vicdan satınalan ve ölümü alkışlatan ya da sayfalarına aldıklarını maymunlaştıran medyasına ve onun terörüne, sistemiçi kıldığı muhalifleri üzerinden kendisini yeniden üretmesine, yaşamın devrimcileştirilmesinin önündeki anlayışlara ve bir bütün olarak sistemin günlük hayat içerisinde insanı göbek bağından kendisine bağlarcasına teslim almasına.. insanın elinde kalan ‘hayır!’ hakkını kullanmasını unutturmaya..
8 Aralık 2013 Pazar
Aydınlık Sorgular: Özgür Düşün
|
Zorunlu ön açıklama: Özgür Düşün'de sürdürülen 'soruşturma'ya yanıtlarımızın gecikerek gelmesinin nedeni bizatihi kendimiziz. Yani, arkadaşların ısrarla takip etmelerine karşın yanıtları zamanında iletememiş olmakla 'aydın sorumluluğumuzu zamanında yerine getirmediğimizi en baştan ve peşinen beyan etmek isteriz. Ancak..
1- "Ben aydın değilim": ...ancak dediğimiz yerden başlayarak ilk sorunuzu yanıtlamaya çalışalım: uçurumun öte yakası olarak tanımladığımız elli yaş sınırda bir insan olarak, şu ana kadar kendimize sanırız hiç 'aydın' demediğimizi en baştan söyleyelim. Bu tutum başlangıçta belki sezgiseldi ama doğru ya da yanlış, hayli zamandır farkında bir tavır alışı içerdiğini söylemeliyiz. Kendisine hemen hiç 'aydın' dememiş birinin 'aydınlara dair bir soruşturmanın muhatabı kılınması ne derece doğru bilmiyoruz ama söz hakkı tanıdığınıza göre kimi yaklaşmalarımızı paylaşmak isteriz.
Böylece, 'aydın kimdir' in bizde ve kanımızca çağda da ilgiye değer bir karşılığının olmadığım da söylemiş oluyoruz. Evet, bunun da algı sürecinden başlayarak, kavrama ve kavramlaştırma süreçlerinde, farklı bir tarih okumasında ve nihayetinde de bir zihniyet dünyası meselesinde saklı olduğunu ve bu anlamda tam da Batı-Merkezci bir yaklaşım olduğunu görmemiz gerekir diye düşünüyoruz. Avrupa-Merkezci zihniyet dünyasının ürettiği kavram ve dayatmalardan kopuşu yaşayamıyor oluşumuz, soruyu tersten okumamıza pek olanak tanımıyor. 'Aydın' , aydınlanma çağı ve sürecine karşılık düşen sosyo-toplumsal ve tarihsel bir tekabüliyettir, 21. yy.ın sorunu olmaktan da çıkmaktadır, o kadar! |
Etiketler:
aydın,
aydınlık sorgular,
mehmet çetin,
münevver,
özgür düşün
26 Ekim 2013 Cumartesi
Hükümran İnsan Türcüdür, Irkçıdır, Cinsiyetçidir!: Mehmet Çetin
“.., bitkilere ve hayvanlara revâ görülen muamele, uygarlıklar düzleminden
bakıldığında, insanlar arasındaki ilişkilerin de kriteridir.” Ulus Baker
bakıldığında, insanlar arasındaki ilişkilerin de kriteridir.” Ulus Baker
Dağların, Kurdun-Kuşun Rızkı
Çocuklarının ardı sıra iz sürüyordu anne.
Veli’yi zaten göremiyordu. Toprağa armağan kaldığını da göremedi. Ama yılları bulan politik faaliyet ve cezaevi yaşamından çıkıp gelen diğer oğlu Kamer yaşıyordu. İstanbul’daydı.
Çocuklarının ardı sıra iz sürüyordu anne.
Veli’yi zaten göremiyordu. Toprağa armağan kaldığını da göremedi. Ama yılları bulan politik faaliyet ve cezaevi yaşamından çıkıp gelen diğer oğlu Kamer yaşıyordu. İstanbul’daydı.
Uzun yıllar sürgün hayatı yaşamak zorunda kalan çocuklarından Musa da nihayet Türkiye’ye gelebiliyordu artık ve o da İstanbul’daydı. Kısa bir süre için anne de İstanbul’da. Sürgündeki diğer oğlu yurduna dönemiyordu hâlâ ama onunla ‘bırae exretê’ olmamızdan mı, kendisini görme isteğim gibi, anne de beni görmek istemişti.
Kelaynak’tayız: Anne, Musa ve Kamer ile.
Anne, sözü hangi cümlede gezdirirse gezdirsin, getirip ‘ben köye gitmek istiyorum’ da noktalıyordu. Bunu yaparken, çocuklarının itirazına karşı, Necati dolayımıyla olacak, aileden biriymişim gibi benden de destek bekliyordu. Ben de haddimi bilip susuyordum ama uzayan o, ‘ben köye gitmek istiyorum’ ısrarından sonra annenin susup kalmasına katlanamayan Kamer, biraz da sinirlenmiş gibi yaparak; ‘ne var köyde.. kim var.. neyimiz kaldı.. gidip ne yapacaksın orada?’ dediğinde, anne; ‘gidip bostan ekeceğim’ diyordu. Kamer, 70’i aşan yaşıyla annenin orada yaşamakta zorlanacağı kaygısıyla sinirleniyor:
Anne, sözü hangi cümlede gezdirirse gezdirsin, getirip ‘ben köye gitmek istiyorum’ da noktalıyordu. Bunu yaparken, çocuklarının itirazına karşı, Necati dolayımıyla olacak, aileden biriymişim gibi benden de destek bekliyordu. Ben de haddimi bilip susuyordum ama uzayan o, ‘ben köye gitmek istiyorum’ ısrarından sonra annenin susup kalmasına katlanamayan Kamer, biraz da sinirlenmiş gibi yaparak; ‘ne var köyde.. kim var.. neyimiz kaldı.. gidip ne yapacaksın orada?’ dediğinde, anne; ‘gidip bostan ekeceğim’ diyordu. Kamer, 70’i aşan yaşıyla annenin orada yaşamakta zorlanacağı kaygısıyla sinirleniyor:
Etiketler:
cinsiyetçilik,
doğa,
ırkçılık,
kırmanciye,
mehmet çetin,
otorite,
türcülük,
ulus baker
19 Ekim 2013 Cumartesi
'Birağızdan' sevinmek gerekiyor: Sezai Sarıoğlu
TEORİDE ALAYLI
PRATİKTE MEKTEPLİLERE REDDİYE YA DA MEHMET ÇETİN
''ağzına söz şiir,
yürek dersen ateşkessiz
aşak ve incelik
neredeyse sen hep ordasın
ordasın: döğüşken
ömrün onurunca... orda''
M.Çetin
83'sonrasında
sanat-kültür alanına ve özellikle de edebiyat şiir alanına sosyalist öznelerin kitlesel yönelimini
yaşadık. Radikal bir tarih içinden geliyorlardı. Bir yığılma, arayış, yüreğin,
öfkenin, niceliğin apar topar karaya vuruşuydu bu. Naifti, doğaldı... Gözükara
ve pervasız bir kıvamdaydılar. Dağarcıklarında birazcık teori, daha çok koşarak
yürünen dar pratikçi bir tarih içinden geliyorlardı. Birikmiş sözleri vardı
söylenecek. Gecikmeler coğrafyasına, ağızları dolu dolu estetize edilmemiş bir
söylemle geldiler...
Şimdi
güncelliğin içinde aynı uğrağın bir başka noktasındayız. Bir durulma, mayalanma
ve yetkinliğe sıçramanın 'gerilimini' görmek mümkün. Nicelikten niteliğe,
geçicilikten kalıcılığa doğal ve kendiliğindenlikten örgütlülüğe doğru bir
sancıdır durulmanın içindeki olgu. Öyleyse güncel uğrak ve gelecek yıllar
heveskârlıktan, sosyalist sanatçı olmaya evrilmiş öznelerin eni-konu savaşımına
tanık olacak..
Cezaevinden firar eden şiir: Yurdagül Erkoca
Enver Gökçe Şiir Ödülü, 7 yıldır
hapiste yatan Mehmet Çetin'in / Yurdagül Erkoca
1 Eylül 1981'den bu yana Kayseri'den Konya'ya,
Malatya'dan İstanbul'a, Bursa'ya uzanan bir hapislik serüveni yaşıyor Mehmet
Çetin. Ama bu cezaevi serüvenine bir de şiir serüveni eşlik ediyor.
''Birağızdan'' adlı dosyasıyla Enver Gökçe Şiir Ödülü'nü alan Çetin, 9 ay sonra
dışarıda olacak.
Enver Gökçe
Şiir Ödülü hapisteki bir şaire verildi bu yıl. 1 Eylül 1981 terihinden bu yana
ülkenin çeşitli cezaevlerini dolaşıp duran bir şaire: Mehmet Çetin'e. Çetin
ödülü ''Birağızdan'' adlı dosyasıyla aldı.
Önce Kayseri
Zincidere, ardından Konya Dutlukır, sonra Malatya Yeşilyurt, derken İstanbul'da
Metris ve Sağmalcılar cezaevleri ve nihayet Bursa. Bursa Özel Tip Cezaevi, Tam
tamına yedi yılını tüketmiş cezaevlerinde Mehmet Çetin daha dokuz ay
yatacağından gayrı.
Çetin'in ilk
kitabı ''Rüzgâr/Ve Gül İklimi'' 1988
martında Belge Yayınları'ndan çıkmıştı. Şiirlerinde alışıldık cezaevi
imgelerine pek rastlanmayan, didaktik değil, lirik bir anlatımı yeğleyen Mehmet
Çetin'i o günlerde, yani cezaevlerinde henüz ''1 Ağustos Genelgesi''nin terörü
esmezken ziyaret etmiştik. Bir açıkgörüş günü Bursa Cezaevi'nin avlusunda şiiri
üzerine söyleşmiştik.
Etiketler:
cezaevi,
firar,
mehmet çetin,
şiir,
yurdagül erkoca
15 Ekim 2013 Salı
dünyanın yalnızlığına üzüldüğüm için
bu hep acemi hep acem çocuk
dünyanın yalnızlığına üzüldüğü için yazdı
ve ansızın iç çeken biraz hüzünlendi diye izmir'i
düpedüz yakmak için
için için söyledi bir aşkı ve dünyanın üstüne çıkıp ağladı
insanları kaybolmuş kentlerden sözetmek için öylece düşmüştü dünyanın orta
yerine ve görmediği insanların direnen yüzü için yazdı
yüzü için yazdı bir kentten bir kente taşınırken çünkü çocukluğu öğrendi
hiç aklından geçirmezdi ama yazdı bu hep acemi hep acem çocuk bir kentin ortasında
../o tarihten kalmış bir suyun kıyısında bir hüznü söylemiş hep eksilen şeyleri durmadan
ve döndü sol yanına ki giyotin parçalanmış ip kırılmış sepha devrilmiş mi durmadan lorca'yı düşündü
yığınlarla insandı kalbi hiç kimseye hiçbir şey söylemedi başka
../o tarihten kalmış bir suyun kıyısında bir hüznü söylemiş hep eksilen şeyleri durmadan
ve döndü sol yanına ki giyotin parçalanmış ip kırılmış sepha devrilmiş mi durmadan lorca'yı düşündü
yığınlarla insandı kalbi hiç kimseye hiçbir şey söylemedi başka
yasal değildi bu aşk gül kardeşim sen sağol kardeşim sen sağol kardeşim eşkiya güzelliğini sal yurdumun üstüne demekten başka
çiçekler saksılara tutsak olmak istemediği için.
yazdı o güzel kan sıçramasın tarihe. artık kan sızmasın
diye kırmızı kelebeklerin konduğu bir güzel yüzün şakağından. o yüzü ilk öptüğü yerde durmak için.
durmadan orda durmak için. güvercin yaralarını sarmak ve
durmadan orda durmak için. güvercin yaralarını sarmak ve
bir dostun kokusunu özlemek nasıldır demek için yazdı
sıcağıydı aşk bir tuba ağacıydı kutsal kitaplardan kaçıp gelmişti. bunu
son otobüse yetişmeniz için yazdı. hepinizi sevgilisi sandı ama alınmadığınızı bildiği için yazdı.
deniz dalgalıyken güldüğü için ne elini tutan ne de eğilip o acemi o acem dudaklarından öpen biriniz
olmadığı için yazdı
deniz dalgalıyken güldüğü için ne elini tutan ne de eğilip o acemi o acem dudaklarından öpen biriniz
olmadığı için yazdı
yazın başladığı yerdi. hazirandı. başlattı kendisini bir aşk ve ben. aşk olur kekemeliğim böyle bir an. dediğim için. nasıl olur tutsaklık günlerinin hücresine benzeyen bu odada kırılan kar sesi olmalıydı ama yok. ama ben nasıl olur çeker giderim bu kentten. ama ben tuba dallarının yeşiline boğuluyorum durmaksızın. kurtar beni aşk. dediğim için yazdı. sırf bunun için yazdı belki
belki de komşu bahçeden menekşe çalmak için yazdı
sabahtı ve cümle mahlükat uykudaydı.
bir onlar vardı ağlayan kanayan ölen
yazdı ki yok saymayın beni. yakılmayayım dedi.bir bononun kirli kan akıtan yerinde olduğunu saklamadan. bir parça kömürün nasıl bir isyana dönüşeceğini açıklarcasına. artık ömrünün bir çek koçanına nasıl sığmayacağını anlatırcasına yazdı
üşenmeden dönüp gitti çocukluğuna. ömrünün en acemi yerine. akıp duran terine. dünyayı öptüğü sevgilisinin ağzına. erguvan gülüşüne. bu gülüşten. terden ve yeniden bir dünyanın yaratıldığı yere yürümek için. ben yine sürgün olayım. öleyim. bir kentin ya da aşkın ve şiirin delatsında diye yazdı
yazdı en son afrika ya da kafkasya şiirlerini. dağlardan yine seslenen yaralı geyik seslerini. susmuşum böyle sahipsiz kalmasın kalmasın diye yazdı
kenti tragedyasına çağırmak için herkesi
m.ç
izmir, 10 haziran'93
not: yukarıdaki yazı, bir yerde yayınlanmamış olup yazıldığı gibidir. tamamlanmamıştır.)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

