|
24 Mart 2014 Pazartesi
Mehmet Çetin İle Söyleşi: Vecdi Erbay
Etiketler:
aşkkıran,
birağızdan,
hatıradır yak bu fotoğrafı,
kekemece,
mehmet çetin,
rüzgar ve gül iklimi,
şiir,
vecdi erbay
14 Şubat 2014 Cuma
Dilim yine sürçtü: Ali Zülfikar
Baskının bir dayatması da olsa, hegemon bir dili konuşurken bile, kendi dilinin etkisiyle tonlar, ifadeler ve kendini ortaya koyar. Bu yüzden hepimiz Mehmet Çetin gibi kekemece konuşuruz..
ALİ ZÜLFİKAR
İnsan, bir tılsımın eseridir. Bu, annesinin derinliklerinden gelen kokusunu tüm bedeninde hissetmesiyle ilintilidir. Onunla kopmaz bağlar, sarsılmaz iletişimler kurması da bundandır. Tüm insani duyguların mimarı olan anne kucağı, iletişimin köprülerini örer. Ellerinin buram buram kokusu, yaşamın gözeneklerini kıpır kıpır coşturur. Bazen ağlarken, hatta sevinirken yahut hıçkıra hıçkıra söverken dahi, annesinden öğrendiklerinin bile farkına varmadan kendi varlığını kabul ettirir. Bazen soluduklarıyla duygulanır, açlıklarıyla sızılanır. Bazen de sevdiklerini kırmak olsa sonunda, bir davranış kültürü olarak karşımıza çıkar. Bu onun anadilidir.
İnsan, bir tılsımın eseridir. Bu, annesinin derinliklerinden gelen kokusunu tüm bedeninde hissetmesiyle ilintilidir. Onunla kopmaz bağlar, sarsılmaz iletişimler kurması da bundandır. Tüm insani duyguların mimarı olan anne kucağı, iletişimin köprülerini örer. Ellerinin buram buram kokusu, yaşamın gözeneklerini kıpır kıpır coşturur. Bazen ağlarken, hatta sevinirken yahut hıçkıra hıçkıra söverken dahi, annesinden öğrendiklerinin bile farkına varmadan kendi varlığını kabul ettirir. Bazen soluduklarıyla duygulanır, açlıklarıyla sızılanır. Bazen de sevdiklerini kırmak olsa sonunda, bir davranış kültürü olarak karşımıza çıkar. Bu onun anadilidir.
25 Ocak 2014 Cumartesi
yarın daha kızıl ol: mehmet çetin
sonra, eğilmiş bir beyazgülü öpüyordum
-ki bir sigara verir misin akdeniz: lütfen. bir dolunay
daha gecede rüya. ama durmadan yavrularını yiyen
biri var aramızda: pisi pisi annesinin kızıl kedisi
şaşkın bir bebek gülümsemesi bu: ay ayy
durun biraz: ağızları açık gülüyor ayran
delisi kızlar sanki bir çocuk gülüyor
beyazlar içinde şimdi begonvil
olmak vardı: kışkırtıcı bir çağrısı var
bu şaşkının bir bıçak yarası gibi bakıyor
durmadan yavrularını yiyiyor bir şaşkın ay
ayy bakın ona: pisi pisi annesinin kızıl kedisi
bakın: anıları yok anları anımsamaları yok
yaz yağmuru kadar sevmiş ancak
vurmuş sesini şarkıdan şarkıya
şarkısı yok: bakın ona
Etiketler:
aşkkıran,
mehmet çetin,
şiir,
yarın daha kızıl ol
19 Aralık 2013 Perşembe
Sunu: Ütopiya'03
ses ayarı; jû.. tû.. drie.. dört: düm teka düm tek!
evet, bu bir amentû değildir!
Avrupa'daki diller kaosunu bir 'diller şenliği' olarak anlamlandırmak isteyen mevsimlik yazın/sanat kitabı ütopiya, öncelikle türkiye ve kürdistan kökenli yeni avrupalıların yazın/sanat uğraşlarının bir ifade aracı olsun istiyor.
avrupa ütopiya insiyatifi tarafından yayıma hazırlanan bu dergi, doğal ki kendince bir etik/estetik tercihe de işaret etmiş oluyor. diller arasına sıkıştırılmış öznelerini daha yaratıcı kaygı ve arayışlara kazandırmak isteyen ütopiya, mevcut yazın/sanat gerçeğini görüyor.. bunun bilinmesini istiyor: mevcut olguyu yeni bir konseptle karşılamak için yola düşen ütopiya biliyor ki; bu yolculuk yeni ve ilk değil; ütopiya'dan önce de pek çok yazın/sanat pratiği bu sancı ve sıkışmayı yaşadı, yaşıyor. edinilen bu entelektüel deneyim, öncüllerden öğrenilenlerdir. edinilmiş bu muhalif birikimle arzulanan da; avrupa'daki egemen dillerin kıyısında yaşayan ama ana dillerinde yazan/yaratanların, yeni bir yazın/sanat buluşmasını gerçek kılmalarıdır.
ufukları gözle
göçer çadırı kan yeri bu güz vakti
uykusuz dağları saran kederli izler
konuğun bir su damlası, yaylanıza sığınmış
sayrıdır, sayıklar sevdiğini elleri tetik
aşk vakti
sürgünler senden kimlik edindi delalım
şafaktır, uyandır soykırım tarihinden
yüreğini; o yaralarını kızlarını oğullarını
ufukları gözle, ekmek ve tuz koy çantaya
yol vakti
artık uyandır tarihi bu soykırım sağnağından
çağır türküleri menekşe etekli dağlardan
dağılsınlar direnmenin safına, ışkınlar boy versin
delalım, bu konuğun gülüşünden der yarını
tan vakti
Mehmet Çetin
Not: Bu şiir, Temmuz - Ağustos 1987 Yıl-Sayı Gerçek Sanat Dergisi'nde yayınlanmış. Biz de dergiyi karıştırırken denk geldik.
uykusuz dağları saran kederli izler
konuğun bir su damlası, yaylanıza sığınmış
sayrıdır, sayıklar sevdiğini elleri tetik
aşk vakti
sürgünler senden kimlik edindi delalım
şafaktır, uyandır soykırım tarihinden
yüreğini; o yaralarını kızlarını oğullarını
ufukları gözle, ekmek ve tuz koy çantaya
yol vakti
artık uyandır tarihi bu soykırım sağnağından
çağır türküleri menekşe etekli dağlardan
dağılsınlar direnmenin safına, ışkınlar boy versin
delalım, bu konuğun gülüşünden der yarını
tan vakti
Mehmet Çetin
Not: Bu şiir, Temmuz - Ağustos 1987 Yıl-Sayı Gerçek Sanat Dergisi'nde yayınlanmış. Biz de dergiyi karıştırırken denk geldik.
10 Aralık 2013 Salı
Ütopiya için sunu
Mevsimlik hayat bilgisi kitabı olarak ütopiya, öncelikle onu yayıma hazırlayanların kendileriyle ve benzerleriyle buluşma aracı olarak özleniyor. bu özlem, içine doğulan tarihsel kuşatma koşullarında daha da koyulaşıyor.
egemenlikçi ideolojiler ve yaşam biçimleri, örgütlenmelerden ve kendisinden çözülmüş bireyi teslim almakla kalmıyor, onu kendisinin bir üreticisi haline getiriyor. sistem, bütün olanaklarını kullanarak kendi sunumu dışında bir seçeneğe yaşam hakkı tanımıyor. böylesi saldırılar karşısında ütopiya öncelikle, anlamaya çalıştığı süreçte biriktirilenleri paylaşmak, ortak eleştirinin nesnesi kılmak ve içinde durduğumuz tarihsel/toplumsal/bireysel koşulları anlama ve -olanaklı oldukça- yeniden anlamlandırma çabası olarak tartışma alanında olmak istiyor.
ütopiya, kendisini neye karşı örgütlemek istiyor? verilmiş, öğretilmiş ve dahası dayatılmış ‘hayat bilgisi’ne karşı; onun sistem olarak örgütlenişine, ideolojik hegemonyasına, ritüellerine, sembollerine, estetiğine, politikasına ve politika yapma biçimine, yeryüzünü tutsak aldığı tüketim ideolojisine, vicdan satınalan ve ölümü alkışlatan ya da sayfalarına aldıklarını maymunlaştıran medyasına ve onun terörüne, sistemiçi kıldığı muhalifleri üzerinden kendisini yeniden üretmesine, yaşamın devrimcileştirilmesinin önündeki anlayışlara ve bir bütün olarak sistemin günlük hayat içerisinde insanı göbek bağından kendisine bağlarcasına teslim almasına.. insanın elinde kalan ‘hayır!’ hakkını kullanmasını unutturmaya..
8 Aralık 2013 Pazar
Aydınlık Sorgular: Özgür Düşün
|
Zorunlu ön açıklama: Özgür Düşün'de sürdürülen 'soruşturma'ya yanıtlarımızın gecikerek gelmesinin nedeni bizatihi kendimiziz. Yani, arkadaşların ısrarla takip etmelerine karşın yanıtları zamanında iletememiş olmakla 'aydın sorumluluğumuzu zamanında yerine getirmediğimizi en baştan ve peşinen beyan etmek isteriz. Ancak..
1- "Ben aydın değilim": ...ancak dediğimiz yerden başlayarak ilk sorunuzu yanıtlamaya çalışalım: uçurumun öte yakası olarak tanımladığımız elli yaş sınırda bir insan olarak, şu ana kadar kendimize sanırız hiç 'aydın' demediğimizi en baştan söyleyelim. Bu tutum başlangıçta belki sezgiseldi ama doğru ya da yanlış, hayli zamandır farkında bir tavır alışı içerdiğini söylemeliyiz. Kendisine hemen hiç 'aydın' dememiş birinin 'aydınlara dair bir soruşturmanın muhatabı kılınması ne derece doğru bilmiyoruz ama söz hakkı tanıdığınıza göre kimi yaklaşmalarımızı paylaşmak isteriz.
Böylece, 'aydın kimdir' in bizde ve kanımızca çağda da ilgiye değer bir karşılığının olmadığım da söylemiş oluyoruz. Evet, bunun da algı sürecinden başlayarak, kavrama ve kavramlaştırma süreçlerinde, farklı bir tarih okumasında ve nihayetinde de bir zihniyet dünyası meselesinde saklı olduğunu ve bu anlamda tam da Batı-Merkezci bir yaklaşım olduğunu görmemiz gerekir diye düşünüyoruz. Avrupa-Merkezci zihniyet dünyasının ürettiği kavram ve dayatmalardan kopuşu yaşayamıyor oluşumuz, soruyu tersten okumamıza pek olanak tanımıyor. 'Aydın' , aydınlanma çağı ve sürecine karşılık düşen sosyo-toplumsal ve tarihsel bir tekabüliyettir, 21. yy.ın sorunu olmaktan da çıkmaktadır, o kadar! |
Etiketler:
aydın,
aydınlık sorgular,
mehmet çetin,
münevver,
özgür düşün
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



